Kürtaj Konusunda Türk ve Avrupa Kamuoyu 1990-2011

Yılmaz Esmer 

Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, 24 Mayıs tarihinde Uluslararası Parlamenterler Konferansı’nda yaptığı konuşmada “kürtaj cinayettir” diyerek, bu konuda hararetli bir tartışma başlattı.  Aslında Batılı ülkeler de kürtaj tartışmalarına yabancı değil.  Özellikle Katolik toplumlar için kürtaj, hem dini, hem siyasal boyutları olan hassas bir konu.  A.B.D. Yüksek Mahkemesi, 1973 yılında verdiği kararla (Roe vs Wade) belli koşullarda kürtajı anayasal bir hak olarak görmesine rağmen, çocuk aldırma bugün bile Amerikan siyasetini bölen konulardan biri.  Üstelik tartışmalar Amerika’da zaman zaman şiddet de içermiş ve bazı kürtaj klinikleri saldırıya uğramıştı.

doc. ArastirmaNotu133

pdf. ArastirmaNotu133

Share

TOPLUMLAR ZENGİNLEŞTİKÇE ÇEVRENİN ÖNEMİ ARTIYOR

Barış Gençer Baykan ve Burcu Ertunç

Dünya Değerler Araştırması verilerine göre Türkiye’de “Ekonomik gelişmeyi yavaşlatsa ve biraz işsizliğe yol açsa bile, çevrenin korunmasına öncelik verilmelidir” diyenlerin oranı yüzde 57,1’dir.  Ülkelerin kişi başı GSYH’sı ile çevre korunmasına verilen önem arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Toplumlar zenginleştikçe çevrenin korunmasına atfedilen önem artmaktadır ancak benzer gelişmişlik seviyesinde ülkeler arasında farklar göze çarpmaktadır.“Çevre kirlenmesini önlemek için gelirimin bir kısmını verebilirdim” diyenlerin oranı yüzde 83,4 iken “çevre için ek vergi öderim” diyenlerin oranı yüzde 78,3’tür.Türkiye ile benzer gelir seviyesindeki ülkelerde çevre koruma için gelirden fedakarlık ve ek vergi vermeyi kabul etme oranı daha düşüktür. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarına üyelik genelde zayıftır. Çevre kuruluşuna üye olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 1,2’dir ve bu oranla Türkiye 55 ülke arasında sondan dördüncü sıradadır.

pdf. ArastirmaNotu105

doc. ArastirmaNotu105

Share

DEMOKRASİ ALGISI VE REFERANDUMA YÖNELİK TUTUMLAR

Ebru Ş. Canan-Sokullu ve Burcu Ertunç

Bu araştırma notunda Türk kamuoyunda referanduma yönelik tutumlar ile demokrasi algısı arasındaki ilişkisi inceleniyor. Türkiye’de 1961, 1982, 1987, 1988, ve 2007’de olmak üzere toplam beş defa referandum gerçekleşmiştir. Tüm bu referandumlar süresince ve sonrasında kamuoyunda referandumların etkileri kadar demokrasi için ne derece önemli ve vazgeçilmez oldukları geniş ölçüde tartışılmıştır. Bu çalışma demokrasi algısı ve referandum tutumlarını 2007 yılında gerçekleştirilen Dünya Değerler Araştırması (www.worldvaluessurvey.org)  verilerini analiz ederek incelemektedir.

Yapılan analizdeki temel bulgular özetle şöyledir:

  • Türk kamuoyu ülke yönetiminin demokratikliğiyle ilgili ortalama olarak iyimser bir tutum sergiliyor. Liberal demokrasi ile yönetilen Türkiye’de demokrasinin işleyişinden endişeli olan bir azınlığa karşın çoğunluk, ülkenin ‘ortalama’ bir demokrasi ile yönetildiğini ifade ediyor.
  • Halk, demokratik yönetimin, siyasal sistemler içinde en iyisi olduğu konusunda hemfikir. Türkiye’de, halkın yüzde 95’i demokrasinin bu ülke için “iyi bir yönetim” sistemi olduğunu düşünürken en büyük çoğunluk (yüzde 72) askeri yönetim olarak tanımlanan cunta yönetiminin ülkeyi yönetmesinin “kötü” olduğu görüşünde.
  • Türk kamuoyunun tanımladığı şekliyle demokrasi “temsili demokrasi” tanımıyla örtüşmektedir. Demokrasinin vazgeçilmez kabul edilen özellikleri sırasıyla, “yurttaşların liderlerini özgürce seçebilmeleri” (yüzde 77), “seçmenlerin (doğrudan halk oylaması) referandum yoluyla yasaları değiştirebilmesi” (yüzde75) ve “bireylerin haklarının temel özgürlüklerle korunması”dır (yüzde 72). Çalışmanın bulguları aynı zamanda, demokrasinin içeriği söz konusu olduğunda, demokrasinin gerek askeri cunta idaresi ile kesilmesi gerekse teokratik eğilimler tarafından engellenmesi konusunda halkın bölünmüş olduğuna da işaret ediyor. Fakat, kamuoyunun üçte birinin ordu müdahalesini demokrasiye bir tehdit olarak görmemesi ve dörtte birinin din bilginlerinin yasaları yorumlamasını demokrasi olarak tanımlaması toplumun az da olsa bir bölümünde demokrasinin militarist ve teokratik siyasal kültür ile karıştırıldığını gösteriyor.
  • Sol, merkez ve sağ ideolojik gruplar arasında referandum – demokrasi ilişkisinin genel olarak değerlendirilmesi açısından bir farklılık gözlenmiyor.
  • Referanduma verilen destek siyasal partilerin söyelemlerini yansıtıyor. 2007 Cumhurbaşkanlığı referandunama en açık desteği veren DTP ve AKP’nin seçmenleri de genel olarak referandumun demokrasi için değerine en fazla inanan seçmen grubudur (sırasıyla, yüzde 83 ve yüzde 75).
  • Yaş arttıkça referandumun demokrasinin temel özelliği olduğu kanısı kuvvetlenirken eğitimin artması referandumun demokrasi için değerini azaltıyor.

 Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu087

doc. ArastirmaNotu087

Share

ANNE BABALARIMIZIN BİZİMLE GURUR DUYMASINI İSTİYORUZ

Yılmaz Esmer ve Burcu Ertunç

Betam Toplumsal Araştırmalar Birimi olarak Dünya Değerler Araştırmasının (World Values Survey) 2008 yılındaki son çalışmasının verilerinden faydalanarak “20 Haziran Babalar Günü” sebebiyle dünyadaki ve Türkiye’de kişilerin aile değerleriyle ilgili düşüncelerini gözden geçirdik. WVS’in aile değerlerini ve aileye bağlılığı yansıtan iki ifade sorusu seçilerek bu görüşlere katılım oranları incelendi: 1.’Hayattaki esas amaçlarımdan biri de annemin ve babamın benimle gurur duymasını sağlamaktır’. 2. ‘İnsan anne ve babasını hatalarına rağmen kayıtsız şartsız sevip saymalıdır’/ ‘Sevgi ve saygıyı hak etmeyen bir anne ve babayı çocuğu da sevip saymak zorunda değildir’. Soruların yöneltildiği 56 ülkeden Kuzey Avrupa, ABD, Latin Amerika, Asya ve Orta Doğu’yu temsil edecek 17ülke seçildi.

Kişilere aile kurumuna yaklaşımlarını anlamak için yöneltilen sorularda Türk halkının (yüzde98) geleneklerine bağlılığı ve aile korumacılığının seçilen ülkeler arasında ilk sırada yer alması dikkat çekerken, demokratik değerlerinin çok yüksek olduğu bilinen Avrupa ve Kuzey Avrupa ülkelerinde durumun farklılaştığı, aile bağlarının giderek azaldığı görüldü.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu077

doc. ArastirmaNotu077

Share

DÜNYA GENÇLİĞİNE GÖRE YOKSULLUKTAN SONRAKİ İLK SORUN: ÇEVRE

Yılmaz Esmer ve Burcu Ertunç

Betam Toplumsal Araştırmalar Birimi olarak Dünya Değerler Araştırmasının (World Values Survey) son çalışmasının verilerinden faydalanarak 5-11 Haziran Dünya Çevre Haftası kapsamında, gençlerin dünya sorunlarıyla ilgili değerlendirmelerini gözden geçirdik. Araştırmada yoksul ve ihtiyaç sahibi insanlar, bulaşıcı hastalıklar ve  halk sağlığını koruma, yetersiz eğitim, kadınlara ve gençkızlara uygulanan cinsiyet ayrımcılığı, çevre sorunları  olmak üzere toplam beş sorun alanında sorular yöneltilmişti. 44 ülkeden toplanan verilere bakıldığında, 18-22 yaş aralığındaki gençlerin 66%‘sının küresel yoksulluğu insanlığın çözmesi gereken sorunların en başında saydığı görülüyor. Aynı hedefleri kendi ülkeleri için değerlendirmeleri istendiğinde ise tabloda öncelik açısından sıralaması hiçbir değişiklik gözlenmiyor, gene toplamda gençlerin 60%’ı kendi ülkelerinin en önemli sorununun yoksulluk olduğunu vurguluyor. Yoksul ve ihtiyaç sahibi kişilerin durumundan sonra dünyanın çözmesi gereken ilk sorun ise çevre. Türkiye özelindeki duruma bakıldığında gençlik için eğitim sorunu hemen hemen yoksulluk sorunu kadar önemli. Ancak Türk gençlerinin çevre sorunlarına duyarlılığı çok gerilerde. Oysa dünya genelinde çevre sorunları ile sağlık ve eğitim sorunları hemen hemen aynı oranda öncelik taşıyor. 44 ülkenin içinden seçilen 18 ülkenin verileri incelendiğinde ortaya çıkan bir diğer sonuçta ise yoksulluğu daha çok küresel bir sorun olarak gören gençlerin, çevre problemine yerel düzeyde  daha çok eğildikleri gözleniyor.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu075

doc. ArastirmaNotu075

Share