ÇOCUKLARA KİM BAKIYOR? KADIN İŞGÜCÜNE KATILIMI VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Hande Paker ve Gökçe Uysal

Bu araştırma notunda çocuk bakımıyla ilgili çeşitli görevlerin anne ve baba arasında nasıl paylaşıldığına odaklanılmaktadır. Çocuk bakımı görevlerinin dağılımı kadının işgücüne katılımıyla ilişkisi çerçevesinde ele alınmaktadır. Veriler Türkiye’de çocuk bakımının büyük ölçüde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile belirlendiğini göstermektedir. Çocuk bakımı görevlerinin paylaşımı sadece kadınlar açısından çarpıcı bir biçimde adaletsiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda çocukları gelişimlerinde babaların yapacağı katkıdan mahrum bırakmaktadır. İşgücünde olan kadınların bile yarısı çocuğun altını her zaman kendi değiştirdiğini söylemektedir. Genellikle kendisinin yaptığını söyleyen kadınlar da dâhil edildiğinde işgücünde olan kadınların yüzde 80’i alt değiştirme görevini ağırlıklı olarak yüklenmektedir. Çocuğa yemek yedirme ve hazırlama görevinin paylaşımında alt değiştirme paylaşımına benzer sonuçlar görülmektedir. Çocukların yaşı büyüdükçe ve çocuklarla ilgili bakım görevleri değiştikçe bu görevlerin eşler arasında eşit şekilde paylaşıldığını söyleyen kadınların oranı artmaktadır. Ancak çocuk bakımı görevlerinin en eşit paylaşıldığı durumda bile eşit paylaşanların oranının yüzde 40’ın altında kaldığı görülmektedir.

doc. arastirmanotu202

pdf. arastirmanotu202

 

Türkiye’de Lise ve Üniversite Mezunu Kadınların İşgücüne Katılım Kararlarının İncelenmesi

Yrd. Doç. Dr. Gökçe UYSAL KOLAŞİN (Proje yürütücüsü), Yrd. Doç. Dr. Zeynep Hande PAKER UNCU

Yasemin CANSUZ ve Melike KÖKKIZIL

Bu araştırmada Türkiye’de lise ve üniversite mezunu kadınların işgücüne katılım kararları disiplinler arası bir yaklaşımla incelenmektedir. Bu doğrultuda 70 kadınla derinlemesine görüşmeler, İstanbul, Urfa, Erzurum, Zonguldak ve Antalya’da odak grup çalışmaları yapılmış, Türkiye çapında temsil gücü olan 3600 kişilik bir anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veriler doğrultusunda eğitim düzeyi yüksek kadınların işgücüne katılımını belirleyen etkenler ortaya konmuştur. Bu etkenlerin başında özellikle 0-3 yaş grubunda kaliteli çocuk bakım hizmetlerinin eksikliği gelmektedir. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet rolleriyle kadına biçilen annelik rollerinin diğer tüm etkenleri kapsayan bir şemsiye etken olduğu görülmektedir. Bu rollerin ev işleri ve çocuk bakımını kadının birincil sorumluluğu olarak tanımlaması işgücü piyasasına girdiği takdirde kadının kuvvetli bir iç çatışma yaşaması ve dolayısıyla çift vardiya üstlenmesine sebep olmaktadır. Düşük eğitimli kadınlara kıyasla yüksek eğitimli kadınların karşı karşıya oldukları işgücü piyasası koşulları çok daha olumlu olmasına rağmen, bu ikilem içerisinde yüksek eğitimli kadınların dahi işgücü piyasasından uzaklaştığı görülmektedir. Nitekim iş koşulları lise ve üniversite mezunu kadınların katılım kararlarında istatistikî olarak anlamlı bir rol oynamamaktadır. Diğer taraftan iç çatışma, hanede iş bölümü, çalışmanın değeri ve esnek çalışma tercihleri olarak tanımlanan etkenlerin eğitimli kadınların işgücüne katılımı üzerinde göz ardı edilemez etkileri bulunmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlar üzerindeki etkileri, çalışanların haklarını koruyacak düzenlenmiş esnek çalışma biçimlerini kadınların işgücüne katılımlarını kısa vadede artırmak açısından önemli bir politika ekseni olarak ortaya koymaktadır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda yine kısa vadede çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve güvenceli esnek çalışmanın yaygınlaştırılması önemlidir. Ancak uzun vadede toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik dönüştürücü politikalar benimsenmediği sürece Türkiye’de kadın işgücüne katılım oranlarının ciddi boyutta değişmesi beklenmemelidir.

Rapor: turkiyede-lise-ve-universite-mezunu-kadinlarin-isgucune-katilim-kararlarinin-incelenmesi

İŞGÜCÜ PİYASASINDA AYRIMCILIK VE TACİZ

Hande Paker ve Gökçe Uysal

Bu araştırma notunda halihazırda çalışan ya da daha önce çalışmış ama sonra bırakmış olan kadınların işgücü piyasasında karşılaştıkları ayrımcılık ve taciz tecrübelerine odaklanılmıştır. Veriler, toplumsal cinsiyet temelinde ayrımcılığın, özellikle kadın olduğu için düşük maaş alma ve işten çıkarılma, terfi ettirilmeme gibi şekillerde tezahür ettiğini ortaya koymaktadır. Ankete katılanların yüzde 9’u işgücü piyasasında tacize uğradığını beyan etmiş, yüzde 5,5’i ise tacizle ilgili soruya cevap vermemiştir. Ayrımcılık ve tacizin hem kişisel hem de üzerine konuşulması zor konular olduğu düşünülerek bu oranların işgücü piyasasında ayrımcılık ve taciz açısından alt sınır oluşturduğu sonucuna varılabilir. Derinlemesine görüşmelerde ve özellikle de odak grup çalışmalarında ise işgücü piyasasında taciz ayrıntılı olarak konuşulmuştur. Buna karşın kadınlar var olan yasal düzenlemelerden hiç bahsetmemiştir. Halbuki işgücü piyasasında ayrımcılık ve taciz İş Kanunu ile düzenlemiştir. Bu konudaki yasal düzenlemelerin uygulamaya sirayet etmediği göz önünde bulundurularak kadınların işgücü piyasasına bağlılığını kuvvetlendirmeye yönelik politikaların bu konuya eğilmesi şarttır. Benzer şekilde kadınların işgücü piyasasında ayrımcılık ve taciz konusunda yasal haklarını kullanmasının önünü açacak farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.

doc. ArastirmaNotu187

pdf. ArastirmaNotu187

ÇALIŞMANIN KADINLAR İÇİN DEĞERİ

Hande Paker, Gökçe Uysal ve Melike Kökkızıl

Kadınları ağırlıklı olarak ev ve çocuk bakım rolleriyle tanımlayan toplumsal cinsiyet algı ve pratiklerinin de etkisiyle Türkiye’de kadınlar işgücü piyasasından uzak durmaktadır. Türkiye’de her üç kadından sadece biri işgücü piyasasındadır. Böyle bir bağlamda “Sizce çalışan kadınlar neden çalışıyorlar?” sorusuna verilen cevaplar kadınların işgücü piyasasına bağlılıkları açısından önemli ipuçları içermektedir. Nispeten az araştırılmış olan yüksek eğitimli kadınların çalışma hayatına yaklaşımlarının mercek altına alındığı bu araştırma notunda, çalışan kadınların neden çalıştıklarına dair algılar incelenmektedir. Kadınlar, çalışmanın kadına özgüven ve maddi özgürlük kazandırdığını dile getirmektedir. Öte yandan, yaygın kanının aksine, kadınların sadece maddi zorunluluktan çalışmadığı görülmektedir. Bu araştırma notunun bulguları, kadın işgücüne katılımını artırmaya yönelik politikaların farkındalık çalışmalarıyla desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışmanın kadınlara özgüven ve maddi özgürlük katacağını vurgulamak kadınların işgücü piyasasına bağlılığını artıracaktır.

doc. ArastirmaNotu186

pdf. ArastirmaNotu186

Çalışan Kadın Sayısı Artıyor

Yrd. Doc. Dr. Gökçe Uysal

Yönetici Özeti

Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilintili çeşitli uluslar arası karşılaştırmalarda Türkiye’nin en sonlarda yer almasına sebep olan kadın işgücüne katılımının düşüklüğü Türkiye için önemli bir politika alanı oluşturmaktadır. Bu bağlamda gerek akademisyenler, gerek düşünce kuruluşları, gerek politika yapıcılar kadınların işgücü piyasasındaki durumlarını yakından takip etmektedir. TÜİK tarafından açıklanan ve Betam tarafından mevsim etkilerinden arındırılan veriler genç nüfusa sahip Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına katılma oranlarının arttığını ve katılmayanlar arasında ev kadını oranının düştüğünü göstermektedir. İşgücüne katılımdaki bu yavaş ama istikrarlı artış Türkiye’yi hala diğer ülkelere kıyasla geride bırakmaktadır. Kadınların ekonomik hayata katılımının önündeki engellerin kaldırılması için eğitim, kadın istihdamı teşvikleri, kreş yardımı, babalık izni gibi bileşenler içeren bütüncül politikaların geliştirilmesi önem arz etmektedir.

doc. ArastirmaNotu 137

pdf. ArastirmaNotu 137

 

TOPLUMSAL DEĞERLER KADINLARIN İŞGÜCÜNE KATILMALARINA ENGEL

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve Ayşenur Acar

Gerek gelişmiş gerek gelişmekte olan ülkelerde kadın işgücüne katılım ve istihdam oranlarının artırılması toplumsal cinsiyet bazlı politikaların ana eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı ne yazık ki yüzde 27,8 seviyesindedir. Bu oran sadece gelişmiş ülkelere kıyasla değil, Güney Avrupa’nın  daha az gelişmiş ülkelerine kıyasla da bir hayli düşüktür. İşgücüne katılımın düşük olmasının ana sebeplerinden biri kadınların eğitim seviyesinin düşüklüğüdür. Ancak hesaplamalar işgücüne katılım farklarının büyük kısmının eğitim dışındaki faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023’de ülkemizde kadın katılım oranının hiç olmazsa yüzde 40’a yaklaşabilmesi için hem eğitim seviyelerinin artırılması, hem her eğitim düzeyinde kadınları çalışmaya teşvik edecek kurumsal politikaların tasarlanması ve uygulanması, hem de çalışan kadına yönelik kültürel önyargılarla mücadele edilmesi gerekmektedir.

pdf. ArastirmaNotu115

doc. ArastirmaNotu115

ERKEN EVLİLİK KADINA ŞİDDETİN BAŞKA BİR YÜZÜ

Hande Paker, Gökçe Uysal ve Duygu Güner

TÜİK tarafından açıklanan 2009 yılı Hanehalkı İşgücü Anketi verilerine göre 15 – 19 yaş grubunda 259 bin evli kadın bulunmaktadır. Bu kadınların yüzde 90’ı en fazla ilköğretim mezunudur. Buna paralel olarak erken yaşta evlenen kadınların sadece 34 bini işgücüne katılmakta, bunların çok büyük kısmı da ücretsiz aile işçisi olarak istihdam edilmektedir. Erken evlenen kadınların çocukluk hakları, eğitim hakları ve ekonomik hayata katılım hakkı başta olmak üzere insan hakları ihlal edilmektedir. Zorla evlilik çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu durumla savaşmak için atılan adımları güçlendirmek için daha fazla araştırma ve veri üretilmesi, erken evliliklere yol açan etkenlerin belirlenmesi, eğitim politikalarının erken evlilikle mücadele kapsamında genişletilmesi, konunun çok daha görünür hale getirilerek farkındalığın arttırılması ve kadına karşı şiddet, insan ve çocuk hakları gibi diğer sorunlarla bütüncül bir yaklaşım içinde ele alınması gerekmektedir. 

pdf. ArastirmaNotu107

doc. ArastirmaNotu107

GENÇLER BEŞERİ SERMAYE YOKSUNU

Gökçe Uysal Kolaşin ve Duygu Güner

TÜİK tarafından açıklanan Hanehalkı İşgücü Anketi 2009 verilerine göre 15-19 yaş grubunda genç kadınların yüzde 50,4’ü ve genç erkeklerin yüzde 57,1’i bir eğitim kurumunda kayıtlıdır. Bu rakamlar 2006 verilerine kıyasla bir artışa işaret etse de 2007 OECD ortalaması olan yüzde 81,5’ten çok düşüktür. Bir eğitim kurumunda kayıtlı olmayan toplam 2 milyon 853 bin gençten 2 milyon 186 bini en fazla ilköğretim mezunudur, ve aralarında herhangi bir eğitim kurumundan mezun olmayanların oranı azımsanamayacak kadar çoktur. Eğitimine devam etmeyen genç kadınların çoğu işgücü piyasasının da dışındayken, genç erkeklerin işgücü piyasasında olduğu ancak yüksek işsizlik ve kötü çalışma koşulları ile karşı karşıya olduğu görülmektedir. Ne eğitimine devam eden ne de işgücü piyasasına katılan 1 milyon 466 bin genç arasında kadınların daha çok ev işleriyle meşgul olduğu erkeklerin ise iş arayıp bulamadığı ya da kendi vasıflarına uygun iş bulamayacağına inandığı görülmektedir. Daha 15-19 yaşında kendini ekonomik ve toplumsal hayatın dışına iten ya da itilmiş hisseden bu gençlerin yetişkin hayatlarında üretken olmalarına olanak tanımak için eğitim sistemine entegre edilmeleri büyük önem arz etmektedir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu091

doc. ArastirmaNotu091

4 MİLYON 742 BİN KADIN OKUMA YAZMA BİLMİYOR

Gökçe Uysal-Kolaşin ve Duygu Güner

TÜİK tarafından açıklanan 2008 yılı Hanehalkı İşgücü Anketi verilerine göre 15 yaş ve üzerinde Türkiye’de halen 5 milyon 674 bin kişi okuryazar değildir. Okuryazar olmayanların yüzde 84’ü kadındır. Okuryazarlığın gençlerde daha yaygın olmasına karşın 15-24 yaş arasında halen okuryazar olmayan 406 bin genç bulunmaktadır. Okuma yazma bilmemek ekonomik ve toplumsal hayata katılımın önündeki en büyük engeldir. Eğitim çağını tamamlamış olan bu 5 milyon 674 bin kişinin toplumsal ve ekonomik hayata kazandırılmaları için okuma yazma seferberliği ve benzeri kamu destekli kampanyaların bir an önce hızlandırılması ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu085

doc. ArastirmaNotu085

TÜRKİYE’DE KADINLAR ÇALIŞMA YAŞAMINA UZAK

betam

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı TÜİK’in yayınladığı rakamlara göre 2009 yılı itibariyle yüzde 26 seviyesindedir. Bu oran Avrupa Birliği’ne üyelik hedefleyen Türkiye için kabul edilemez ölçüde düşüktür. Avrupa Birliği’nde (AB-27) kadın işgücüne katılım oranı ortalaması 2008 itibariyle yüzde 63,9’dur. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 2007-2013 yıllarını kapsayan 9. Kalkınma Planı’nda da Türkiye’nin kadın işgücüne katılımı ve istihdamı konusunda ilerleme kaydedemediğinin altını çizmekte ve 2013 yılındaki kadın katılım oranını yüzde 29,6 olarak öngörmektedir.

Ülkeler arası araştırmalar uzun dönem potansiyel büyüme ile kadınların işgücüne-istihdama katılım oranı arasında pozitif ve güçlü bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır. Türkiye kalkınma sürecinde kadın işgücü faktörünü etkili bir biçimde kullanamamaktadır. Kadınların işgücüne katılımı açısından Türkiye sadece gelişmiş Batı ülkelerinin gerisinde değil, aynı zamanda hızla sanayileşen Asya Kaplanları ile Latin Amerika ülkelerinin de gerisindedir. Kadın katılımı açısından Türkiye daha çok Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine yakın durmaktadır. Kadınlarda işsizlik gözönüne alınırsa, Türkiye ortaokul ve üstü eğitime sahip kadınlarda karşılaştırılan ülkelerden yine çok daha kötü bir durumda bulunmaktadır. Türkiye kadın işgücüne katılında yaşadığı büyük problemleri halletmek için kendine gerçekleştirilebilir bir hedef belirlemeli ve 2023 yılında kadın katılım oranını yüzde 40 seviyesine çıkarmalıdır.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu064

doc. ArastirmaNotu064

Sonraki sayfa »