Türkiye’de iklim hareketinin kısa tarihi: Uluslararası müzakerelerden ulusal politikaya

 Barış Gençer Baykan

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

2011 yılı toplam sera gazı salımları 1990 yılına göre %124 artış gösteren Türkiye bugüne kadar hiçbir sera gazı salım taahhüdünde bulunmadı. Uluslararası  iklim müzakerelerinde bağlayıcı kararlar çıkmadığı sürece Türkiye özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınmaya devam ediyor. Türkiye iklim hareketi, Türkiye’nin mutlak bir sera gazı salım azaltım hedefi koyması, bunu enerji verimliliği  ve yenilenebilir enerji hedefleriyle desteklemesi, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve uluslararası planda iklim dostu politikaları savunarak üzerine düşen sorumluluğu alması için mücadele ediyor. Türkiye iklim hareketi  2005’te gelişmeye başlayan küresel iklim hareketinin bir parçası oldu ve iklim değişikliği ile mücadelede bağlayıcı ve etkin bir uluslararası anlaşma için küresel taleplere katıldı. 2007 yılında “Türkiye Kyoto’yu İmzala” kampanyası iklim değişikliğini ülkenin siyasal gündemine taşıdı. 2009’da Kopenhag’daki iklim zirvesinden bağlayıcı bir anlaşma çıkmaması Türkiye iklim hareketini stratejisini değiştirmesine ve orta vadede ulusal iklim politikalarının oluşturmasına ağırlık vermesine yol açabilir.

doc. ArastirmaNotu146

pdf. ArastirmaNotu146

Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatı’na uyumu: 15 yılda neredeyiz?

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Avrupa Komisyonu, AB’ye aday ülkelerin katılım yönündeki kaydettiği gelişmelere ilişkin yıllık ilerleme raporları yayınlıyor. 1998- 2012 arasındaki ilerleme raporlarından Türkiye’nin çevre mevzuatını AB çevre mevzuatı ile uyumlaştırmasını izlemek mümkün. İlk yıllardaki raporlar Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre  mevzuatından çok farklı olduğunun tespitini yapıyor ve uyum için uzun vadeli ve stratejik işbirliği öneriyor. 2002’de itibaren çevrede uyuma yönelik reformlar ve uluslararası sözleşmelere katılım artıyor. Bu da Türkiye’nin diğer alanlarda üyelik müzakerelerine yöneli çabalarıyla örtüşüyor. Son yıllarda ise özellikle enerji altyapı projelerinin çevresel sürdürülebilirliğe olumsuz etkileri raporlara konu oluyor. İklim değişikliği konusu ilk yıllarda konu edilmezken son raporda başlıkta çevrenin yanında yer alıyor.

doc. ArastirmaNotu142

pdf.Araştirma Notu 142

Kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil

Cengiz Aktar ve Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Son yıllardaki kalkınma hamlelerinin temelini oluşturan konut, ulaşım ve enerji projeleri çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği gözetmiyor.Enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji kaynakları yerine fosil yakıtlara yatırım yapılıyor; koruma alanları kaldırılıyor; çevresel etki değerlendirme süreçleri es geçiliyor. Kentsel dönüşüm katılımcı bir perspektifle yürütülmediği için konut ve barınma hakkı ihlallerine yol açabiliyor. Çevre  koruma konusundaki kazanımlar törpülenirken, büyük ölçekte çevre tahribatı yaratacak projelerin yargı denetiminden muaf tutulması amaçlanıyor.Tabiat Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasası, 2B Yasası,Nükleer santral, HES’ler için idari altyapı, Yürütmeyi Durdurma ve ÇED Muafiyeti örneklerinde görüleceği üzere kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil.Diğer yandan kalkınmayı engelleyeceği düşüncesiyle iklim değişikliği alanında politika geliştirilmesi de erteleniyor.

Dünyada sınırsız büyümeye olan kör inancın akıbeti çoktan belli. Ama sistemin her durumda kendini kurtaracağına bel bağlamış olan beşerî kibir, farkındalık ve bilinci sürekli erteliyor Türkiye’de kalkınma, tüketim üzerine kurulu sınırsız, fütursuz ve köhnemiş bir ekonomik model üzerine inşa ediliyor. Bu, Türkiye’nin doğal, kültürel ve kentsel mirası için felâket demek.  Danışsız, düzensiz, denetsiz, insansız ve doğasız bir inşaat furyasıyla karşı karşıyayız.  Terazinin bir kefesinde birbirini besleyen enerji, inşaat ve rant diğer kefesinde doğa, insan, kent ve medeniyet var. Son yıllarda gündeme gelen ve doğal varlıkların sermayeye dönüşütürülmesini hızlandıran projeler çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği dikkate almıyor. Nükleer santraller, termik santraller, hidroelektrik santraller, 3. Havaalanı, 2. İstanbul şehri, Kanal İstanbul, Taksim Projesi, 3. Köprü, Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayacak en uzun tünel OVİT bunlardan bir kaçı. Bu araştırma notunda doğal varlıkları, kültürel ve kentsel mirası tehlikeye atan kalkınma politikasının araçlarında gelinen noktayı ele alacağız.

doc. AraştirmaNotu 138

pdf. ArastirmaNotu 138

 

 

 

 

 

İnsanın çevre hakkından Doğa’nın haklarına: Ekolojik Anayasa

Barış Gençer Baykan

1970’li yıllardan itibaren çevre korumaya ve sağlıklı bir çevrede yaşamaya dair hükümler anayasalarda yer almaya başladı. Son yıllarda ise doğanın bir hak öznesi olarak anayasalarda yer alması tartışılıyor. Bolivya ve Ekvador doğanın yasal haklarını tanıyan başlıca ülkeler. Türkiye’de yeni anayasasının sivil, demokratik ve özgürlükçü olmasının yanısıra ekolojik olması gerektiğini ve doğanın vazgeçilmez, devredilmez haklarının anayasal güvence altına alınmasını savunuluyor. Ekolojik Anayasa talepleri,doğal kaynakların doğal varlıklar olarak tanımlanması; doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsenmesi; yurttaşların merkezi ve yerel idari tasarruflara etkin katılımınının sağlanması konusunda bir kaldıraç rolü oynayabilir.

doc.ArastirmaNotu132

pdf.ArastirmaNotu132

Kampüste Mavi Yeşil Bir Gün


Kampüste Mavi Yeşil Bir Gün

Yer: Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü
Zaman:11 Mayıs Cuma 2012
Saat:11:30: 17:30

Betam (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve Bahçeşehir Üniversitesi Çevre Kulübü “Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün” adı altında bir etkinlik düzenliyor. 11 Mayıs 2012 Cuma günü   gerçekleşecek etkinlikte  İstanbul Boğazı’ndan doğal-ekolojik beslenmeye, çevreci sivil toplum faaliyetlerinden çevre yayıncılığına bir çok konu ele alınacak.

Boğaz’ımızda Kalmasın

İstanbul Boğazı’nın niteliklerini anlamak, kaybolan biyolojik çeşitliliğine dikkat çekmek ve Boğaziçi’nin kültürel mirasını vurgulamak için “Bogaz’ımızda Kalmasın” başlıklı bir panel günün ilk etkinliği olacak. “Marmara Denizi, deniz olma özelliğini kaybediyor mu?” “3. Köprü İstanbul’da nasıl bir tahribat   yaratacak?” “Boğaz’ın simge balıkları tükendi mi?” sorularına Marem’den Levent Artüz, Slow Food Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden Serkan Köybaşı’nın katılımıyla yanıtlar aranacak. Panel Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde A203 salonunda   11:30’da başlayacak.

Ekolojik Gıda Sofrası

Gün içinde gerçekleşek bir diğer etkinlik ise Nisan 2011’de Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen “Yerel, Ekolojik Gıda Sistemleri” panelinin devamı niteliğinde. Yöresel değerleri ,doğayı koruyan ve tarım geleneklerini yaşatmayı amaç edinen küçük üreticileri destekleyen bir SOFRA hazırlanacak. Üniversitenin bahçesinde düzenlenecek bu sofrada buluşmak tüm bu değerleri sahiplenmek ve gıda güvenliği konusunda son dönemdeki tartışmaları   da ele almak adına bir fırsat olacak. Sofrada Bursa, Çanakkale ve İzmit gibi bölgelerden gelen ürünler paylaşılacak.


Yeşil Buluşma

Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün’ün öğleden sonraki etkinliği,üniversitenin çalışanlarını ve öğrencilerini doğa koruma için çalışan sivil  toplum  örgütleri; çevre sorunlarına dikkat çekmek için çalışan yayıncıları ve geri dönüşüm  alanında faaliyet gösteren kuruluşları ile bir araya getirecek olanYeşil Buluşma. Fazıl Say Salonu Fuayesi’nde gerçekleşecek olan buluşmada TEMA, Buğday Derneği, Doğa Derneği, EKO IQ, Sinek Sekiz, Emanetçiler, İstanbul Sedona, ExitCom, Ezici A.Ş., TAP ve Yeşilist açacakları standlarda organik   tarımdan geri dönüşüme, çevre yayıncılığından iklim değişikliğine bir çok konuda yürüttükleri faaliyetleri paylaşacaklar.

Katılım herkese açık ve ücretsizdir. İletişim için 0212 381 04 83 / 0212 381 09 32

Facebook http://on.fb.me/maviyesil

Web: http://betam.bahcesehir.edu.tr/?p=3076

İKLİM MÜZAKERELERİ VE TÜRKİYE

Barış Gençer Baykan

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi 29 Kasım-10 Aralık 2010 tarihlerinde Meksika’nın Cancun kentinde yapılıyor. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasında iklim değişikliğine neden olan seragazı emisyonlarının sınırlandırılmasında sorumluluğun nasıl paylaşılacağı sorusu müzakerelere damgasını vuruyor ve emisyonları sınırlamak üzere bir bağlayıcı kararlar çıkması beklenmiyor. Türkiye iklim müzakerlerinde özel koşullarını öne sürerek iklim değişikliği ile mücadele ve uyumda ulusal ve uluslararası planda etkin bir rol oynamaktan kaçınıyor.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu099

doc. ArastirmaNotu099