EĞİTİM KALİTESİNDE YÜKSEK AMA YETERSİZ ARTIŞ

Seyfettin Gürsel ve Mine Durmaz

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2012 yılı raporunu Aralık 2013’te açıkladı. Sonuçlar Türkiye’nin aldığı puanlarda belirgin bir iyileşme olduğunu ancak bu iyileşmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Türkiye 2006’dan 2012’ye matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarındaki puanlarının ortalamasını 432’den 462’ye yükseltmiş ancak yine de bu yüksek artış 34 OECD üye ülkesi içinde sondan üçüncü olan sıralamasının değişmesi için yeterli olmamıştır. Sınavların uygulandığı üç alanda da OECD ortalamalarıyla aradaki farkların kademeli olarak önemli ölçüde azaltılmasına rağmen, Türkiye’deki öğrencilerin başarı seviyesi OECD ortalamasına göre halen oldukça düşüktür.

Diğer taraftan, 2006-2012 döneminde bütün öğrenciler içinde yüksek performanslı öğrencilerin payında artış, düşük performanslı öğrencilerin payında ise azalma olmuştur. Bu değişimlere paralel olarak gelecekte işgücünün ana gövdesini oluşturacak orta seviyedeki öğrencilerin payı artmıştır. Türkiye’nin 2003 yılından itibaren yüksek puan artışları, daha çok köy okullarındaki ve yoksul hanelerden gelen öğrencilerin başarısından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, sonuçlar Türkiye’de eğitimde eşitsizliğin nispeten azaldığına işaret etse de eşitsizlik OECD ortalamasına göre halen yüksektir.

doc. ArastirmaNotu161

pdf. ArastirmaNotu161

TOPLUMSAL DEĞERLER KADINLARIN İŞGÜCÜNE KATILMALARINA ENGEL

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve Ayşenur Acar

Gerek gelişmiş gerek gelişmekte olan ülkelerde kadın işgücüne katılım ve istihdam oranlarının artırılması toplumsal cinsiyet bazlı politikaların ana eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı ne yazık ki yüzde 27,8 seviyesindedir. Bu oran sadece gelişmiş ülkelere kıyasla değil, Güney Avrupa’nın  daha az gelişmiş ülkelerine kıyasla da bir hayli düşüktür. İşgücüne katılımın düşük olmasının ana sebeplerinden biri kadınların eğitim seviyesinin düşüklüğüdür. Ancak hesaplamalar işgücüne katılım farklarının büyük kısmının eğitim dışındaki faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023’de ülkemizde kadın katılım oranının hiç olmazsa yüzde 40’a yaklaşabilmesi için hem eğitim seviyelerinin artırılması, hem her eğitim düzeyinde kadınları çalışmaya teşvik edecek kurumsal politikaların tasarlanması ve uygulanması, hem de çalışan kadına yönelik kültürel önyargılarla mücadele edilmesi gerekmektedir.

pdf. ArastirmaNotu115

doc. ArastirmaNotu115

ERKEN EVLİLİK KADINA ŞİDDETİN BAŞKA BİR YÜZÜ

Hande Paker, Gökçe Uysal ve Duygu Güner

TÜİK tarafından açıklanan 2009 yılı Hanehalkı İşgücü Anketi verilerine göre 15 – 19 yaş grubunda 259 bin evli kadın bulunmaktadır. Bu kadınların yüzde 90’ı en fazla ilköğretim mezunudur. Buna paralel olarak erken yaşta evlenen kadınların sadece 34 bini işgücüne katılmakta, bunların çok büyük kısmı da ücretsiz aile işçisi olarak istihdam edilmektedir. Erken evlenen kadınların çocukluk hakları, eğitim hakları ve ekonomik hayata katılım hakkı başta olmak üzere insan hakları ihlal edilmektedir. Zorla evlilik çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu durumla savaşmak için atılan adımları güçlendirmek için daha fazla araştırma ve veri üretilmesi, erken evliliklere yol açan etkenlerin belirlenmesi, eğitim politikalarının erken evlilikle mücadele kapsamında genişletilmesi, konunun çok daha görünür hale getirilerek farkındalığın arttırılması ve kadına karşı şiddet, insan ve çocuk hakları gibi diğer sorunlarla bütüncül bir yaklaşım içinde ele alınması gerekmektedir. 

pdf. ArastirmaNotu107

doc. ArastirmaNotu107

EĞİTİMİN KALİTESİNDE SINIRLI İYİLEŞME

Gökçe Uysal Kolaşin ve Duygu Güner

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2009 yılı raporu 7 Aralık 2010 tarihinde açıklandı. Sonuçlar Türkiye’nin aldığı puanlarda bir iyileşme yaşandığını ancak bu iyileşmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Türkiye 2003’ten 2009’a matematik, fen okuryazarlığı ve okuma becerisi puan türünün ortalamasını 433’ten 454’e yükseltmiştir. Ancak bu puan artışlarına rağmen Türkiye 34 OECD ülkesi içinde tüm puan türlerinde 31. sırada yer almaktadır.

Diğer taraftan Türkiye en düşük başarı seviyesindeki öğrencilerinin başarısını yükseltebilmiştir. En düşük düzey ve altındaki öğrencilerin oranı matematik okuryazarlığında 2003’te yüzde 52’den 2009’da yüzde 42’ye; fen okuryazarlığında 2006’da yüzde 46,6’dan 2009’da yüzde 29,9’a düşmüştür. 2009 PISA sonuçları en düşük başarı düzeylerinde gözlenen kümelenmenin kaybolmakta olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu gelişme eğitim sisteminin daha eşitlikçi bir yapıya dönüştüğünün zayıf olsa da umut verici bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır. Ancak 2008-2009 eğitim yılında ortaöğretimde net okullaşma oranı yüzde 59’dur. 15 yaşında eğitim sisteminin dışında kalan gençlerin sayısı çok yüksektir. Bu gençlerin PISA sınavlarına girmediği göz önünde bulundurulursa Türkiye’deki 15 yaşındaki gençlerin gerçek yeterlilik seviyesinin PISA sonuçlarından daha düşük olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’nin eğitimde kat etmesi gereken mesafe küçülmemiştir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu102

doc. ArastirmaNotu102

4 MİLYON 742 BİN KADIN OKUMA YAZMA BİLMİYOR

Gökçe Uysal-Kolaşin ve Duygu Güner

TÜİK tarafından açıklanan 2008 yılı Hanehalkı İşgücü Anketi verilerine göre 15 yaş ve üzerinde Türkiye’de halen 5 milyon 674 bin kişi okuryazar değildir. Okuryazar olmayanların yüzde 84’ü kadındır. Okuryazarlığın gençlerde daha yaygın olmasına karşın 15-24 yaş arasında halen okuryazar olmayan 406 bin genç bulunmaktadır. Okuma yazma bilmemek ekonomik ve toplumsal hayata katılımın önündeki en büyük engeldir. Eğitim çağını tamamlamış olan bu 5 milyon 674 bin kişinin toplumsal ve ekonomik hayata kazandırılmaları için okuma yazma seferberliği ve benzeri kamu destekli kampanyaların bir an önce hızlandırılması ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu085

doc. ArastirmaNotu085

ANADİLİ TÜRKÇE OLAN NÜFUS ile KÜRTÇE OLAN NÜFUS ARASINDA EĞİTİM UÇURUMU VAR

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal-Kolaşin ve Onur Altındağ

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü tarafından derlenmiş olan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003 verilerini kullanarak hazırlanmış olan bu araştırma notunda, anadili Türkçe ve Kürtçe olan nüfusun eğitim durumu incelenmektedir. Veriler ve analizler anadili Türkçe olan nüfusa göre daha genç olan anadili Kürtçe olan nüfusun eğitim düzeyinin çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Nüfus gençleştikçe eğitim seviyesinde genel bir iyileşme görülse de, anadili Türkçe ve Kürtçe olan nüfus arasındaki eğitim seviyesi farklarında zaman içinde çok belirgin bir iyileşme çok yavaş gelişmektedir.

İki nüfus arasındaki eğitim uçurumu büyük ölçüde kadınlar arasındaki eğitim seviye farkından kaynaklanmaktadır. Eğitim farkları erkekler arasında daha düşüktür ve zaman içinde daha hızlı azalmaktadır. Buna karşılık anadili Türkçe olan kadınlar ile Kürtçe olan kadınlar arasında muazzam bir eğitim seviye farkı gözlemlenirken, bu fark zaman içinde çok az kapanabilmiştir. Anadili Kürtçe olan ve ilköğretimi bitirmeyen her üç kadından biri Türkçe bilmemektedir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu049

doc. ArastirmaNotu049

125 BİN ÇOCUK İŞÇİ OKULA GİTMİYOR, 30 BİNİ HİÇ GİTMEMİŞ

Burak Darbaz ve Gökçe Uysal-Kolaşin

Türkiye, 1994-2006 arasında 6-14 yaş arasında çalışan çocukların oranını yüzde 8,5’den yüzde 2,6’ya düşürmüştür. Buna rağmen, bu oran genç nüfusun yoğun olduğu Türkiye’de halen 320 bin çalışan çocuk demek. Çalışan 207 bin erkek çocuğun 70 bini, 113 bin kız çocuğun 55 bini okula devam etmiyor. Okula devam etmeyen toplam 125 bin çocuk işçinin yaklaşık 30 bini hiç okula gitmemiş.   

Çalışan çocukların 204 bini ücretsiz aile işçisi,  109 bini ücretli, maaşlı ya da yevmiyeli olarak istihdam ediliyor. Çalışan erkek çocukların yüzde 50’si, kız çocukların yüzde 72’si tarlada çalışıyor. Geriye kalanların büyük bir kısmı düzenli işyerlerinde çalışıyor.

Bu çocukların 2030 yılında 25-35 yaş aralığında olacakları göz önünde bulundurulunca durumun vehameti ortaya çıkıyor. Uzun dönemli büyüme için Türkiye’nin beşeri sermayeye yatırım yapması gerekiyor. Zorunlu eğitim çağındaki çocukların eğitim sistemine entegre edilmeleri, okula devam eden çocuk işçilerin ise eğitimlerine odaklanmalarının sağlanması elzemdir.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu033

doc. ArastirmaNotu033

ÇALIŞAN ANNELERİN ÇOCUKLARI DAHA BAŞARILI

Gökçe Uysal Kolaşin ve Mehmet Alper Dinçer

OECD, 2000’den beri üç senede bir OECD ülkeleri ve diğer katılımcı ülkelerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) uygulamaları yürütmektedir. 2006’da Türkiye katılımcı 57 ülke arasında fende 44., matematikte 37. ve okumada 43. olmuştur. OECD ülkeleri arasında ise Türkiye sondan ikincidir. Türkiye’de öğrenci başarısının yükseltilmesi için politika tasarımlarına ihtiyaç vardır. Bu politika notu, başarısızlık ve eşitsizliğin nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır.

Ebeveynleri eğitimli olan ve çalışan bir öğrenci, ebeveynleri eğitimsiz ve çalışmayan olan bir öğrenciye göre daha başarılıdır. Hem annesi hem babası çalışan bir öğrenci ise sadece babası çalışan bir öğrenciye kıyasla daha başarılıdır. Daha genel bir deyişle sosyoekonomik durum, öğrenci başarısının en temel belirleyeni olarak ortaya çıkmaktadır.

Politika notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. PolitikaNotu002

doc. PolitikaNotu002

TÜRKİYE GENÇ NESLİNİ KAYBEDİYOR

Mehmet Alper Dinçer ve Gökçe Kolaşin

Türkiye’de 15-19 yaş grubundaki 6,3 milyon gencin eğitim ve işgücü durumu iç karartıcı. 1,6 milyon erkek ve 1,9 milyon kız eğitime devam etmiyor. Eğitime devam etmeyen genç erkeklerin yüzde 61’i, kızların yüzde 72’si en fazla ilköğretimi bitirebilmiş. Bu gençlerin bir kısmı işgücüne katılıyor. İşgücüne katılan gençler olumsuz koşullarla karşı karşıya. Çoğu herhangi bir sosyal güvenlik sisteminde kayıtlı olmadan haftada 40 saat veya daha fazla çalışıyor. Her 100 gencin 17’si işsiz.

15-19 yaş grubunda iki milyon genç, 600 bin erkek ve 1,4 milyon kız ne okula gidiyor, ne çalışıyor ne de iş arıyor. Eğitim ve iş hayatlarını durdurmuş bu gençleri kazanmak için ne yapılması gerekiyor? 2020’li ve 2030’lu yıllarda beşeri sermayenin belkemiğini oluşturacak gençlerin eğitim seviyesinin kalkınma beklentilerine yanıt vermesi zor görünüyor. Türkiye’nin bu soruları yanıtlayıp durumu düzeltmesi için zamanı daralıyor.

Araştırma notuna ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

pdf. ArastirmaNotu007

doc. ArastirmaNotu007