GENÇLER ÇEVRECİ DAVRANIŞTA ÇEKİMSER, KIZ ÖĞRENCİLER ERKEKLERDEN DAHA DUYARLI

Ahu Ergen, Seda Gökçe Turan ve Barış Gençer Baykan

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

İstanbul’da lise son sınıfta eğitimine devam eden 16-17 yaş grubunu kapsayan 1034 kişilik örneklemle yaptığımız araştırmada, öğrencilerin çevre duyarlılıkların farklı şekillerde ortaya çıktığını görüyoruz. Öğrencilerin %19’u çevreyle ilgili medya-yayın takibi yaparken %37’si çevresel inisiyatif alıyor. Öğrencilerin %59’u çevresel bilgiye sahipken %69’u çevresel farkındalık gösteriyor ve %70’i etrafına, akranlarına çevre konularında liderlik edeceğini belirtiyor. Kız ve erkek öğrencilerin çevreye yönelik davranışlarında, çevresel farkındalık ile bilgi seviyelerinde de farklılıklar gözlemliyoruz. Kız öğrenciler daha fazla çevresel inisiyatif alma eğilimindeler. Ayrıca erkek öğrencilere göre daha fazla çevresel liderlik davranışı sergiliyorlar. Çevre sorunları hakkında bilgi düzeyi konusunda da kız öğrenciler daha önde. Çevreyle ilgili medya ve yayın takibine baktığımızda ise erkeklerin kızlara göre daha fazla yayın takip ettiğini görüyoruz. Gençlerin çevresel bilgilerini artırmada, çevreye yönelik olumlu tutum ve davranış geliştirmelerinde toplumsal cinsiyetin göz önünde bulundurulması ve cinsiyet temelli nedensel araştırmaların yapılması konuya katkı sağlayabilir.

doc. ArastirmaNotu149

pdf. ArastirmaNotu149

Panel: İnsan Hakları, Anayasalar ve Ekoloji

Dünya’da ve Türkiye’de ekolojik yıkım her geçen gün artıyor. Salt kalkınmacı anlayış insanları en temel yaşamsal haklarından; su hakkından, temiz, sağlıklı gıdaya erişme hakkından, barınma hakkından mahrum bırakabiliyor.  Çevre hakkını temel insan haklarından ayrı tutmak gibi bir lüksümüz yok. Giderek daha çok ulusal ve uluslararası mahkeme kararı da bunu destekliyor.  Çevre hakkı bir insan hakkı olarak tanımlanırken son dönemde yapılan anayasalarda insanın yanında doğanın da bir hak öznesi olup olamayacağı tartışılıyor ve Ekolojik Anayasalar gündeme geliyor.

Ekolojik Anayasa talepleri, doğal kaynakların doğal varlıklar olarak tanımlanması; doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsenmesi; yurttaşların merkezi ve yerel idari tasarruflara etkin katılımının sağlanması konusunda kaldıraç rolü oynayabilir. Öte yandan çevre konusunda aktif yurttaş katılımını sağlamak,  hak arama ve doğa savunuculuğu geliştirmek için bilgiye nasıl ulaşabileceği de önemli bir konu haline geliyor.

Bu konuları masaya yatırmak amacıyla Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Betam, 16 Mayıs 2013 Perşembe günü “İnsan Hakları, Anayasalar ve Ekoloji” başlıklı bir panel düzenliyor. Dr. Barış Gençer Baykan’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek panelde;


Oregon Universitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. John Bonine,  İnsan Hakları Bağlamında Çevre Hukuku üzerine, 
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Ar. Gör. Serkan Köybaşı, Ekolojik Anayasa tartışmaları üzerine konuşacak. İstanbul Barosu’ndan Avukat Gonca Yılmaz da Bilgi Edinme Hakkı’na ilişkin uygulamalı bir atölye çalışması gerçekleştirecek.

Panel detayları ve panelistlerin özgeçmişleri

 16 Mayıs Perşembe

Saat: 15:30- 17:30

B-CEP Sinema Salonu

Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü

 Katılım herkese açık ve ücretsizdir. Prof. John Bonine konuşmasını İngilizce yapacaktır. Tercüme sağlanamayacaktır.

İletişim: Merve Akgül- merve.akgul@bahcesehir.edu.tr

Tel: 0212 381 04 99

Türkiye’de iklim hareketinin kısa tarihi: Uluslararası müzakerelerden ulusal politikaya

 Barış Gençer Baykan

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

2011 yılı toplam sera gazı salımları 1990 yılına göre %124 artış gösteren Türkiye bugüne kadar hiçbir sera gazı salım taahhüdünde bulunmadı. Uluslararası  iklim müzakerelerinde bağlayıcı kararlar çıkmadığı sürece Türkiye özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınmaya devam ediyor. Türkiye iklim hareketi, Türkiye’nin mutlak bir sera gazı salım azaltım hedefi koyması, bunu enerji verimliliği  ve yenilenebilir enerji hedefleriyle desteklemesi, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve uluslararası planda iklim dostu politikaları savunarak üzerine düşen sorumluluğu alması için mücadele ediyor. Türkiye iklim hareketi  2005’te gelişmeye başlayan küresel iklim hareketinin bir parçası oldu ve iklim değişikliği ile mücadelede bağlayıcı ve etkin bir uluslararası anlaşma için küresel taleplere katıldı. 2007 yılında “Türkiye Kyoto’yu İmzala” kampanyası iklim değişikliğini ülkenin siyasal gündemine taşıdı. 2009’da Kopenhag’daki iklim zirvesinden bağlayıcı bir anlaşma çıkmaması Türkiye iklim hareketini stratejisini değiştirmesine ve orta vadede ulusal iklim politikalarının oluşturmasına ağırlık vermesine yol açabilir.

doc. ArastirmaNotu146

pdf. ArastirmaNotu146

Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatı’na uyumu: 15 yılda neredeyiz?

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Avrupa Komisyonu, AB’ye aday ülkelerin katılım yönündeki kaydettiği gelişmelere ilişkin yıllık ilerleme raporları yayınlıyor. 1998- 2012 arasındaki ilerleme raporlarından Türkiye’nin çevre mevzuatını AB çevre mevzuatı ile uyumlaştırmasını izlemek mümkün. İlk yıllardaki raporlar Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre  mevzuatından çok farklı olduğunun tespitini yapıyor ve uyum için uzun vadeli ve stratejik işbirliği öneriyor. 2002’de itibaren çevrede uyuma yönelik reformlar ve uluslararası sözleşmelere katılım artıyor. Bu da Türkiye’nin diğer alanlarda üyelik müzakerelerine yöneli çabalarıyla örtüşüyor. Son yıllarda ise özellikle enerji altyapı projelerinin çevresel sürdürülebilirliğe olumsuz etkileri raporlara konu oluyor. İklim değişikliği konusu ilk yıllarda konu edilmezken son raporda başlıkta çevrenin yanında yer alıyor.

doc. ArastirmaNotu142

pdf.Araştirma Notu 142

Türkiye’de GDO’lar ve Toplumsal Muhalefet

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

GDO tartışmaları dünyada 30 yıldan fazla bir süredir devam ediyor. GDO’lu ürünlere ülkelerin kültürlerine göre farklılaşan konularda karşı çıkışlar gözlemleniyor. Türkiye,  Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne 1997’de,  Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’ne de 2004’te taraf olmasına rağmen Biyogüvenlik Kanunu’nu ancak 2010 yılında yürürlüğe alabildi. Çevreciler, üreticiler, tüketiciler ve bilim insanlarından oluşan bir koalisyon GDO’ların insan ve çevre sağlığına  risklerini, biyoçeşitliliğe olumsuz etkilerini vurgulayarak GDO’lu ürünlerin ekim ve ithalinin yasaklanması için toplumsal bir muhalefet yürütüyor. Tarım, çevre, sağlık ve biyogüvenlik politikalarının oluşturulmasına müdahil olmaya çalışıyor. Avrupa düzeyinde ve uluslararası ağlarla birlikte hareket ederken döneme özgü farklı eylem biçimleriyle farkındalık yaratıyor, biyogüvenlik hukukunun oluşmasına katkıda bulunuyor ve kamuoyunun GDO’lu ürünlerden duyduğu endişeye dayanarak şirketlerin GDO’lu gıda ithali başvurularının geri çekilmesini sağlıyor.

doc. ArastirmaNotu141

pdf. ArastirmaNotu141

Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sosyal ve Hukuksal Boyutu

 Ekolojik Yaşam Derneği –  EKODER, 6-7 Ekim 2012’de    Bursa’da “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sosyal ve Hukuksal Boyutu” başlığıyla bir etkinlik düzenliyor. Bu etkinliğin partnerlerinden biri olan Betam da,  Dr. Barış Gençer Baykan’ın “Türkiye’de GDO Karşıtı Hareket” ve Ar.Gör Burcu Ertunç’un “Türkiye’nin Üç Bölgesinde GDO Farkındalığı”  başlıklı sunumlarıyla katkı sağlıyor. STK’ları, bilim insanlarını, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerini, Biyogüvenlik Kurulu temsilcilerini, uzmanları ve hukukçuları bir araya getirecek etkinlik, Türkiye’de GDO konusunda yürütülen hukuki ve sosyal süreçlerin tartışılmasını amaçlıyor.

Programa ilişkin detaylar için ;

pdf. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sosyal ve Hukuksal Boyutu

 

Kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil

Cengiz Aktar ve Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Son yıllardaki kalkınma hamlelerinin temelini oluşturan konut, ulaşım ve enerji projeleri çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği gözetmiyor.Enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji kaynakları yerine fosil yakıtlara yatırım yapılıyor; koruma alanları kaldırılıyor; çevresel etki değerlendirme süreçleri es geçiliyor. Kentsel dönüşüm katılımcı bir perspektifle yürütülmediği için konut ve barınma hakkı ihlallerine yol açabiliyor. Çevre  koruma konusundaki kazanımlar törpülenirken, büyük ölçekte çevre tahribatı yaratacak projelerin yargı denetiminden muaf tutulması amaçlanıyor.Tabiat Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasası, 2B Yasası,Nükleer santral, HES’ler için idari altyapı, Yürütmeyi Durdurma ve ÇED Muafiyeti örneklerinde görüleceği üzere kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil.Diğer yandan kalkınmayı engelleyeceği düşüncesiyle iklim değişikliği alanında politika geliştirilmesi de erteleniyor.

Dünyada sınırsız büyümeye olan kör inancın akıbeti çoktan belli. Ama sistemin her durumda kendini kurtaracağına bel bağlamış olan beşerî kibir, farkındalık ve bilinci sürekli erteliyor Türkiye’de kalkınma, tüketim üzerine kurulu sınırsız, fütursuz ve köhnemiş bir ekonomik model üzerine inşa ediliyor. Bu, Türkiye’nin doğal, kültürel ve kentsel mirası için felâket demek.  Danışsız, düzensiz, denetsiz, insansız ve doğasız bir inşaat furyasıyla karşı karşıyayız.  Terazinin bir kefesinde birbirini besleyen enerji, inşaat ve rant diğer kefesinde doğa, insan, kent ve medeniyet var. Son yıllarda gündeme gelen ve doğal varlıkların sermayeye dönüşütürülmesini hızlandıran projeler çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği dikkate almıyor. Nükleer santraller, termik santraller, hidroelektrik santraller, 3. Havaalanı, 2. İstanbul şehri, Kanal İstanbul, Taksim Projesi, 3. Köprü, Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayacak en uzun tünel OVİT bunlardan bir kaçı. Bu araştırma notunda doğal varlıkları, kültürel ve kentsel mirası tehlikeye atan kalkınma politikasının araçlarında gelinen noktayı ele alacağız.

doc. AraştirmaNotu 138

pdf. ArastirmaNotu 138

 

 

 

 

 

Türkiye’nin Üç Bölgesinde GDO Farkındalığı

Barış Gençer Baykan ve Burcu Ertunç

İnsan ve çevre sağlığına etkileri açısından tüm dünyada tartışmalar yaratan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO’lar ), bir süredir Türkiye’nin gündeminde. Ocak-Şubat 2012’de yaptığımız araştırmaya katılanların yüzde 73’ü GDO kavramını duyduğunu belirtirken yüzde 27’si ise hiç duymamış. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da GDO kavramını duyanların oranı yüzde 56, Karadeniz’de ise yüzde 79. Batı’da, İzmir’de bu oran yüzde 89’a çıkıyor. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da GDO kavramını duydum diyenlerin yüzde 88’i GDO’ları doğru olarak tarım ürünleri ve tarımsal gıdalar alanıyla ilişkilendirirken İzmir’de bu oran yüzde 99.

doc.ArastırmaNotu 136

pdf.ArastırmaNotu 136

İnsanın çevre hakkından Doğa’nın haklarına: Ekolojik Anayasa

Barış Gençer Baykan

1970’li yıllardan itibaren çevre korumaya ve sağlıklı bir çevrede yaşamaya dair hükümler anayasalarda yer almaya başladı. Son yıllarda ise doğanın bir hak öznesi olarak anayasalarda yer alması tartışılıyor. Bolivya ve Ekvador doğanın yasal haklarını tanıyan başlıca ülkeler. Türkiye’de yeni anayasasının sivil, demokratik ve özgürlükçü olmasının yanısıra ekolojik olması gerektiğini ve doğanın vazgeçilmez, devredilmez haklarının anayasal güvence altına alınmasını savunuluyor. Ekolojik Anayasa talepleri,doğal kaynakların doğal varlıklar olarak tanımlanması; doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsenmesi; yurttaşların merkezi ve yerel idari tasarruflara etkin katılımınının sağlanması konusunda bir kaldıraç rolü oynayabilir.

doc.ArastirmaNotu132

pdf.ArastirmaNotu132

Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün etkinliği gerçekleşti

Betam (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve Bahçeşehir Üniversitesi Çevre Kulübü, “Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün” etkinliğini 11 Mayıs Cuma 2012 günü gerçekleştirdi. BAU Çevre Mühendisliği bölüm başkanı Prof. Göksel Demir, BETAM araştırma görevlisi Burcu Ertunç ve Çevre Kulübü başkanı Eren Sulaoğlu, yaptıkları açılış ve hoş geldin konuşmalarında günün programını  anlatıp etkinliğe destek veren tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ettiler. Ardından BAU Çevre Mühendisliği öğretim üyesi Hatice Eser Ökten’in moderatölüğünde İstanbul Boğazı’nın niteliklerini anlamayı, kaybolan biyolojik çeşitliliğine dikkat çekmeyi amaçlayan “Boğaz’ımızda Kalmasın” başlıklı panel başladı.

Marmara ve Boğazlar’ı tanımıyoruz

Marem (Marmara Environmental Monitoring) proje lideri Levent Artüz, Marmara Denizi’nin özelliklerini anlatarak başladığı konuşmasında; Marmara ekosisteminin nasıl bozulduğunu örneklerle açıkladı. İstanbul’dan günde 2,5 milyon m3,  tüm Marmara Bölgesi’nden ise  günde tahmini toplam  14 milyon m3 atığın “derin deniz deşarjı” adı altında arıtılmaksızın Marmara Denizi’ine bırakıldığını söyleyen Artüz, ekonomik öneme sahip 124 tür balığın yok olduğunu belirtti.  Birçok araştırıcının yaptığı çalışmalara göre Marmara Denizi kökenli çift kabuklularda (midye-kum midyesi vb.) biyotoksin (biyolojik zehir) ve ağır metal birikimleri olduğunu ifade eden Artüz, “midye yiyeceğinize pil yiyin” diyerek, durumun ciddiyetine dikkat çekti. Panelin ikinci konuşmacısı Slow Food Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, Marmara Denizi ve Boğazlar ile hergün temas halinde olduğumuzu ama bu coğrafyayı tanımadığımızı ve inanılmaz bir zulüm uyguladığımızı belirterek sözlerine başladı. Yakın geçmişte Marmara’da kürekleri birer peksimet gibi dişleriyle kemiren, kıran köpekbalıklarının, tekneleri alabora eden orkinosların yaşadığını belirten Koryürek, çocukluğunu geçirdiği Emirgan’da kovaların ve kaldırımlar lüfer ile dolu olduğunu hatırladığını söyledi. 2011 yılında başlattıkları ve her Ekim ayının üçüncü cumartesisi düzenleyecekleri Lüfer Bayramı’nın bu coğrafyayı hatırlamak, bu coğrafyanın bize sunduğu bereketi idrak etmek ve onu korumayı yüreğimizden hissetmek için olduğuna değindi. Sütle ile ilgili tartışamalara da atıf yapan Koryürek, sadece balığa, süte değil coğrafyamızın tümüne bakabilmeliyiz diyerek sözlerini tamamladı. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisi Serkan Köybaşı ise konuşmasında Boğaz’a yapılacak 3. köprüyü ele aldı. Orman Bölge Müdürlüğü’nün köprü yapımı için  2 milyon ağacın kesileceğini hesapladığı dönemde 2 milyon İstanbullu kampanyasını başlattıklarını belirten Köybaşı, 3. köprünün İstanbul’un nüfusunu artıracağını, ormanlık ve sulak alanları tahrip edeceğini örneklerle anlattı.”1973’te ilk köprünün yapımı ile birlikte İstanbul’da plansız kentleşme başladı. 1. köprüden sonra Avrupa Asya arasında kıta değiştiren insan sayısı %4, araç sayısı %200; 1988’de yapılan 2. köprüden sonra kıta değiştiren insan sayısı %170, araç sayısı ise  %1180 arttı” diyen Köybaşı, 3. köprünün trafiği azaltmayacağını ve kendi trafiğini yaratacağını ifade etti. Köprüye alternatif olarak Marmaray ve Boğazray projelerine de değinen Köybaşı, 3. köprünün İstanbul nüfusuna en az 7 milyon kişiyi ekleyeceğinin hesaplandığını ve bununla doğal eşiğin aşılacağını kaydetti.

Ekolojik Sofra ve Yeşil Buluşma

Panelin hemen ardından küçük çiftçi üretimini ve ekolojik tarımı desteklemek adına aracısız olarak temin edilen doğal gıdalar sofrasıyla güvenli gıda nedir, ne yiyoruz ve nasıl bir gıda sisteminin içindeyiz soruları, sohbet ortamında paylaşıldı. Çevre koruma alanında faaliyet gösteren kuruluşlarla bir araya gelinen
Yeşil Buluşma etkinliğinde, sivil toplum örgütleri ve firmalar üniversitenin çalışan kadrosu ve öğrencileriyle buluştu . Doğa Derneği Ilısu Barajı’nın yapımına destek veren kuruluşlara dikkat çekerken, TEMA Vakfı ise sürdürülebilir orman kullanımı ve doğa korumasına yönelik bilgilendirme yaptı. Geleneksel köylü çeşidi tohumların ve biyoçeşitliliğin korunması konusunda faaliyet gösteren Emanetçiler Derneği faaliyetlerini ve uygulama alanlarındaki deneyimlerini katılımcılarla paylaşırken Buğday Derneği de yeni gönülllüleri ve üyeleriyle buluşma fırsatı  buldu. Atık pil çalışması yürüten TAP Derneği ve elektronik atık şirketi EXITCOM ise elektronik ve pil atığının toplanması konusunda bilgilendirme yaptı. BAU Çevre Kulübü, 2012 yılı Dünya Günü etkinlikleri çerçevesinde bilinçli ve aktif üniversite öğrencilerinin çevre bilincini arttırmak üzere kampüslerindeki çalışmalarını paylaştıkları bir girişim olan”MobilizeU” bünyesinde yapılan ve çoğunluğu ABD’den olmak üzere 51 ülkeden 298 üniversitenin katıldığı yarışma sonucunda 2. oldukları bilgisini katılımcılarla paylaştı. Yeşil iş ve yaşam dergisi EKO IQ da, Türkiye’de çevre yayıncılığının geçmişi ve bugünü hakkında buluşmaya gelenler ile tartışma imkanı buldu.

Yeşil Buluşma etkinliğine katılan Yeşilist Rehber ise gün boyunca buluşma alanına gelen herkesten doğayı korumak ve daha sağlıklı bir çevrede yaşamak için o günden itibaren günlük yaşamlarında bir şeyi değiştirmeleri için söz aldı. Bunu da standa gelenlerin, içlerine istedikleri alanda tutmayı vaad ettiği sözü yazabilecekleri pankartlar altında fotoğraflarını çekerek gerçekleştirdi. SEDONA’nın İSTANBUL Bisikleti’nin illustratörü ve aynı zamanda bisiklet aktivisti Aydan Çelik de bisiklet meraklılarıyla söyleşti.

 

Sonraki sayfa »