GÖÇMENLER ve BREXIT

Ebru Canan-Sokullu

Son yıllarda daha gözle görünür bir sorun haline gelen göç olgusu Brexit kampanyası için önemli bir malzemeydi. Özellikle Muhafazakâr Parti öncülüğünde şekillendirilen “İngiltere’nin AB’den bağımsızlığı ve egemenliği” söylemi göçmen-karşıtlığını ve yabancı düşmanlığını normalleştirmeyi hedefledi. Bu çalışma İngiltere’de Avrupa-şüpheci siyasal elitin sorunsallaştırdığı göç ve göçmen-karşıtlığının İngiliz kamuoyundaki karşılığını incelemekte ve (i) göçün en önemli sorunların başında algılandığını, (ii) göçmenlerin Avrupalı-Avrupalı olmayan şeklinde ayrıştırılmadığını, (iii) göçün ve göçmenlerin yarattığı endişelerden ziyade gerek ekonomik gerekse kültürel bir zenginlik olarak algılandığını ortaya koymaktadır. İngiliz kamuoyu siyasi söylemlere karşı nötr kalmamakla birlikte hükümetlerin göçmen politikaları ile ilgili performansının da düşük olduğunu ortaya koyan bu çalışmada seçmenlerin ideolojik konumlandırmalarının siyasi iktidarın göç politikası söz konusu olduğunda izlenen göç politikasına temkinli yaklaştığı görülmektedir.

doc. ArastirmaNotu208

pdf. ArastirmaNotu208

SEÇMEN DAVRANIŞINDA RASYONELLİK VE DUYGUSALLIK

Yılmaz Esmer, Duygu Karadon, Sena Evren

Genellikle “rasyonel” tercihler yaptığı kabul edilen seçmenlerin, gerek siyasal gerek siyaset dışı tercihlerinde, rasyonaliteden bütünüyle uzak bir duygusallığın ne ölçüde etkili olduğunu anlamak üzere, 3 gruba ayrılmış 300 denek üzerinde farklı deneyler tasarımladık. Bir insanın sadece yüz fotoğrafına bakılarak yapılan tercih, kuşkusuz duygusallığın en üst noktası olarak kabul edilebilir. Biz de, bu denek gruplarına büyük illerimizin (ilk deneyde 20, diğer iki deneyde 10 il) AKP ve CHP il başkanlarının kendi internet sitelerinden alınmış fotoğraflarını gösterdik.

İlk araştırmada, seçmenlerin, AKP’li ve CHP’li siyasetçileri sadece yüz fotoğraflarına bakarak ne ölçüde ayırt edebildiklerini sınadık. Bir sonraki aşamada ise, deneklerden gene sadece yüzlere bakarak bir siyasi tercih yapmalarını istedik. Ve nihayet, siyasetle ilgisi olmayan bir konuda, AKP’li ve CHP’li seçmenlerin, kendi partilerine yakın buldukları yüzlere daha fazla güvenip güvenmediklerini ölçümledik. Bulgularımız, deneklerin fotoğrafların hangi parti başkanına ait olduğunu teşhiste büyük isabet sağladıkları gibi, siyasî ve siyaset dışındaki tercihlerinde de, kendi siyasal eğilimlerine yakın olarak algıladıkları resmi başarıyla seçtiklerini gösterdi. Şunu gördük ki, duyguları hesaba katmayan seçmen davranışı analizleri eksik, hattâ yanıltıcı olacaktır.

doc. arastirmanotu199

pdf. arastirmanotu199

HER ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ MADDİ YOKSUNLUK İÇİNDE

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve Selin Köksal

Yönetici Özeti

Avrupa Birliği’nin yoksunluk tanımına göre 2014 yılında Türkiye’de yaklaşık her üç çocuktan biri, başka bir deyişle 7 milyondan fazla çocuk şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşamaktadır. Avrupa’nın geneli ile karşılaştırıldığında, Türkiye hem daha düşük kişi başı gelire sahip ülkelerin hem de ekonomik krizden şiddetli olarak etkilenmiş ülkelerin gerisinde kalmaktadır. Çocuklar arasındaki şiddetli maddi yoksunluk sorunu, batı bölgelerinden doğu bölgelerine doğru gidildikçe daha ciddi bir hal almaktadır. Türkiye’de maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşayan çocukların yarısından fazlası Akdeniz, Kuzey Doğu Anadolu, Orta Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde ikamet etmektedir. Şiddetli maddi yoksunluğun alt kalemlerine bakıldığında her dört çocuktan üçünün yılda bir haftalık tatil yapamayan hanelerde yaşadığı, yarısından fazlasının hanesinde otomobil olmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra çocukların yaklaşık yüzde 40’nın protein ihtiyacını et, tavuk ya da balık ile karşılayamadığı gözlemlenmektedir. Sonuç olarak Türkiye, çocuk yoksulluğuyla mücadele konusunda daha etkin sosyal politikalara ihtiyaç duymaktadır.

doc.ArastirmaNotu193

pdf.ArastirmaNotu193

PARLAMENTODA KUTUPLAŞMA DERİNLEŞİYOR

 Bahar Ayça Okçuoğlu ve Yılmaz Esmer 

Toplumlardaki elitlerin değerlerini, inançlarını ve tutumlarını araştıran bir grup sosyal bilimci olarak, 2007 ve 2013 yıllarında, parlamenterlerle ilgili geniş kapsamlı araştırmalar gerçekleştirdik.  Türkiye’den başka Almanya, Güney Afrika, Güney Kore, İsveç, Polonya ve Şili’yi kapsayan araştırma bu ülkelerin parlamenterlerinin dünya görüşleri, ideolojileri ve siyasal tercihleri ile ilgili önemli karşılaştırmalı bilgiler edinmemizi sağladı. 2007 ve 2013 yılları arasında, dünya, hâlâ da tam olarak atlatılamayan, bir küresel ekonomik kriz ve resesyon da yaşadığından, araştırma bu krizin parlamenterlerin zihin dünyası üzerindeki etkilerine ilişkin ipuçları da sundu. Türkiye’de, araştırma kapsamında, 2007 yılında 148, 2013 yılında ise 152 parlamenterle yüzyüze görüşmeler yapıldı.  Görüşülen parlamenterlerin seçilmesinde, TBMM’deki sandalye oranlarına uyuldu.  Böylece, örneklemin hem ayrı ayrı partilerin, hem de bir bütün olarak parlamentonun tercihlerini yansıtması sağlandı. Bir cümleyle ifade edecek olursak,  2007 Parlamentosu ile 2011 Parlamentosu (ki hâlen görev yapıyor) karşılaştırıldığında, hem Meclis’in tümünde, hem de AKP’li ve CHP’li milletvekilleri arasında ideolojik ayrışmanın kayda değer bir oranda arttığını gözlemliyoruz.  Aradan geçen yıllarda, AKP milletvekillerinin ortalama olarak daha sağa, CHP milletvekillerinin ise daha sola kaydığını ve dolayısıyla aradaki ideolojik mesafenin de biraz daha açıldığını gözlemliyoruz. Aynı şekilde, ülke yönetimi ile ilgili değerlendirmelerde de derinleşen bir ayrışma gözlemleniyor.

doc.ArastirmaNotu178

pdf. ArastirmaNotu178

Türkiye Uzun Yıllar Orta Gelir Tuzağından Kurtulamayabilir

Yönetici Özeti

Son dönemde “Orta Gelir Tuzağı” en çok tartışılan konuların arasında yer aldı. Geçen 12 yılda Dolar bazında kişi başına gelir 3.000 Dolardan 10.500 Dolar civarına yükseldi. Bu çarpıcı artış önümüzdeki on yılda da devam ederek Türkiye’yi yüksek gelir grubuna mı yükseltecek, yoksa kişi başına gelir artışının büyük ölçüde yavaşlaması sonucu Türkiye Orta Gelir grubundan çıkmakta zorlanacak mı? Hükümet iyimser bir yaklaşımla 2023’te kişi başına gelirin 25.000 Dolara yükseleceğini iddia ederken, kimi iktisatçılar bundan böyle Dolar bazında kişi başına gelir artışının çok daha yavaş olacağını ve Türkiye’nin Orta Gelir Tuzağı olarak adlandırılan konuma sıkışıp kalacağını öne sürüyorlar. Bu araştırma notunda GSYH artışını istihdam oranı, emek verimliliği ve çalışabilir nüfus oranı bileşenleri açından ayrıştırarak bu tartışmaya katkı yapmayı amaçlıyoruz.

Büyümenin üretim faktörleri açısından üç temel kaynağı mevcuttur: Sermaye birikimi, diğer ifadeyle üretim kapasitesinin yatırım yoluyla artması, istihdam artışı ve toplam verimlilik artışı. Ekonomik kalkınmanın ilk aşamalarında sermaye birikimi ve istihdam artışı ağırlıklı rol oynar. Buna karşılık, ekonomide kişi başı gelir 10.000 Doların üzerine çıktığında kişi başına gelir artış hızının yüksek düzeyde devam etmesi, yüksek verimlilik artışlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Bu aşamada (Orta Gelir Aşaması) sermaye stokundaki ve istihdamdaki artışların büyümeye katkısı doğal olarak yavaşlar. Eğer çalışan kişi başına katma değer artışları düşük kalırsa, kişi başına gelir artışları da hız keser. Türkiye ekonomisi Küresel Kriz öncesinde (2002-2008), yüksek büyüme hızlarını yüksek yatırımlar (yoğun sermaye birikimi), tarım dışı istihdamda nispeten hızlı artış ve verimlilikte yine nispeten yüksek artışlar sayesinde gerçekleştirdi. Buna bir de Türk Lirası’nın Dolar karşısında büyük ölçüde değerlenmesi eklenince, kişi başına gelir artışı Dolar cinsinden büyük sıçrama gösterdi. Krizi izleyen 2012 yılına kadarki dönemde ise yüksek büyümeye istihdam artış oranı ile emek verimlilik artışı eşit düzeyde katkı yaptı. Buna karşlık yaklaşık son iki yılda büyüme ve kişi başına gelir artışları büyük ölçüde azalırken, emek verimliliği önce düştü ardından da yeniden artışa geçti. Ancak bu artışa rağmen son iki yılda emek verimliliği kişi başı gelir artışına katkı yapamadı. Çalışabilir nüfus oranının marjinal katkısını saymazsak, son iki yılda sınırlı kişi başına gelir artışını büyük ölçüde istihdam oranındaki artış sağladı.

Türkiye ekonomisi önümüzdeki dönemde emek verimliliğini arttırmanın yolunu bulamadığı takdirde düşük kişi başına gelir artışlarına mahkum olmaya devam edecektir. Bu tehlike Türkiye ekonomisinin Orta Gelir Tuzağı’dan kurtulmasının çok uzun yıllar alacağını gündeme getirmektedir.

doc. ArastirmaNotu169
pdf. ArastirmaNotu169

Avrupa Parlamentosu Seçimleri ve Aşırı Sağ Partilerin Yükselişi

Yüksel Alper Ecevit, Özgür Ünal, Selcen Öner, Merve Özdemirkıran

2014 Avrupa Parlamentosu(AP) seçimleri,  22-25 Mayıs tarihlerinde tüm Avrupa Birliği üye ülkelerinde gerçekleşti. AP seçim sonuçlarına genel olarak bakıldığında bir çok ülkede aşırı sağ partilerin yüksek oy oranlarına ulaştığını görüyoruz. Oy oranlarındaki yükselişe örnek vermek gerekirse,  Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe (Front National) Partisi 2009’da %6.3 oy alırken, 2014 AP seçimlerinde %24.95 oranında oy aldı ve 1. parti oldu. Keza Avrupa şüpheciliğinin en güçlü olduğu İngiltere’de de Bağımsız Parti (UK Independence Party) 2009’da aldığı %16.09 oy oranını, 2014 AP seçimlerinde %26. 77’e taşıyarak ülke genelinde birinci sıraya yükseldi. Almanya’da ise ilk defa AP seçimlerine katılan aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) yüzde 7 oy oranıyla 7 sandalye kazandı. Bu eğilim sadece Avrupa’nın göç alan merkez ülkelerinde değil, çevre ülkelerde de görünmektedir. Yunanistan’da ekonomik kriz sonrası öne çıkan aşırı sağcı Altın Şafak (Golden Dawn) partisi AP seçimlerinde %9.38, Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ise %19.7 oy oranına ulaşmıştır. Macaristan’da ise aşırı sağ Jobbik Partisi 2009’da elde ettiği %14.77 oy oranını korumuş ve 2014 seçimlerinde de seçmenin %14.68 düzeyinde desteğini elde etmiştir.  Danimarka’da ise 2009’da sadece %14.8 oy olan Danimarka Halk Partisi (DPP) 2014’te oylarını 26.6’ya yükselterek bir büyük sürprize imza attı.

Avrupa Birliği’ne ciddi şüphe ile yaklaşan sağ partilerin yükseliş eğilimi sadece büyük Avrupa ülkelerine özgü olmamakla birlikte, Avrupa entegrasyonunun taşıyıcısı olan Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık gibi başat ülkelerde elde ettiği oy oranları birliğin geleceği açısından kaygı uyandırmaktadır. Bu araştırma notunda, Avrupa’daki aşırı sağ partilerin temel özellikleri ele alınacak ve 2014 AP seçimlerinde elde ettikleri başarı Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık örnekleri üzerinden değerlendirilecektir.

doc. ArastirmaNotu167

pdf. ArastirmaNotu167

GENÇLER ÇEVRECİ DAVRANIŞTA ÇEKİMSER, KIZ ÖĞRENCİLER ERKEKLERDEN DAHA DUYARLI

Ahu Ergen, Seda Gökçe Turan ve Barış Gençer Baykan

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

İstanbul’da lise son sınıfta eğitimine devam eden 16-17 yaş grubunu kapsayan 1034 kişilik örneklemle yaptığımız araştırmada, öğrencilerin çevre duyarlılıkların farklı şekillerde ortaya çıktığını görüyoruz. Öğrencilerin %19’u çevreyle ilgili medya-yayın takibi yaparken %37’si çevresel inisiyatif alıyor. Öğrencilerin %59’u çevresel bilgiye sahipken %69’u çevresel farkındalık gösteriyor ve %70’i etrafına, akranlarına çevre konularında liderlik edeceğini belirtiyor. Kız ve erkek öğrencilerin çevreye yönelik davranışlarında, çevresel farkındalık ile bilgi seviyelerinde de farklılıklar gözlemliyoruz. Kız öğrenciler daha fazla çevresel inisiyatif alma eğilimindeler. Ayrıca erkek öğrencilere göre daha fazla çevresel liderlik davranışı sergiliyorlar. Çevre sorunları hakkında bilgi düzeyi konusunda da kız öğrenciler daha önde. Çevreyle ilgili medya ve yayın takibine baktığımızda ise erkeklerin kızlara göre daha fazla yayın takip ettiğini görüyoruz. Gençlerin çevresel bilgilerini artırmada, çevreye yönelik olumlu tutum ve davranış geliştirmelerinde toplumsal cinsiyetin göz önünde bulundurulması ve cinsiyet temelli nedensel araştırmaların yapılması konuya katkı sağlayabilir.

doc. ArastirmaNotu149

pdf. ArastirmaNotu149

Türkiye’de iklim hareketinin kısa tarihi: Uluslararası müzakerelerden ulusal politikaya

 Barış Gençer Baykan

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

2011 yılı toplam sera gazı salımları 1990 yılına göre %124 artış gösteren Türkiye bugüne kadar hiçbir sera gazı salım taahhüdünde bulunmadı. Uluslararası  iklim müzakerelerinde bağlayıcı kararlar çıkmadığı sürece Türkiye özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınmaya devam ediyor. Türkiye iklim hareketi, Türkiye’nin mutlak bir sera gazı salım azaltım hedefi koyması, bunu enerji verimliliği  ve yenilenebilir enerji hedefleriyle desteklemesi, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve uluslararası planda iklim dostu politikaları savunarak üzerine düşen sorumluluğu alması için mücadele ediyor. Türkiye iklim hareketi  2005’te gelişmeye başlayan küresel iklim hareketinin bir parçası oldu ve iklim değişikliği ile mücadelede bağlayıcı ve etkin bir uluslararası anlaşma için küresel taleplere katıldı. 2007 yılında “Türkiye Kyoto’yu İmzala” kampanyası iklim değişikliğini ülkenin siyasal gündemine taşıdı. 2009’da Kopenhag’daki iklim zirvesinden bağlayıcı bir anlaşma çıkmaması Türkiye iklim hareketini stratejisini değiştirmesine ve orta vadede ulusal iklim politikalarının oluşturmasına ağırlık vermesine yol açabilir.

doc. ArastirmaNotu146

pdf. ArastirmaNotu146

AB üyelik müzakerelerinde son durum

Cengiz Aktar, Barış Gençer Baykan ve Deniz Genç

Basın Bülteni

Yönetici Özeti

AB üyelik müzakereleri gündemden düşeli epey oldu. Ancak son günlerde yeni bir canlanmanın eşiğinde olduğumuza dair işaretler arttı. Eğer bu yıl içinde beklenen gelişmeler somutlaşırsa işler gözle görülür şekilde hızlanabilir. Düzenli bir şekilde AB müzakerelerindeki gelişmeleri kamuoyuyla paylaşan BETAM bu araştırma notuyla aday Türkiye’nin müzakerelerde nerede olduğunu, AB üye devletlerinin müzakerelere müdahalelerinin niteliğini ve bu müdahalelerin ne anlama geldiğini açıklayan analitik ve görsel bir çalışmayı dikkatinize sunuyor.

doc. ArastirmaNotu144

pdf. ArastirmaNotu144

Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatı’na uyumu: 15 yılda neredeyiz?

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Avrupa Komisyonu, AB’ye aday ülkelerin katılım yönündeki kaydettiği gelişmelere ilişkin yıllık ilerleme raporları yayınlıyor. 1998- 2012 arasındaki ilerleme raporlarından Türkiye’nin çevre mevzuatını AB çevre mevzuatı ile uyumlaştırmasını izlemek mümkün. İlk yıllardaki raporlar Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre  mevzuatından çok farklı olduğunun tespitini yapıyor ve uyum için uzun vadeli ve stratejik işbirliği öneriyor. 2002’de itibaren çevrede uyuma yönelik reformlar ve uluslararası sözleşmelere katılım artıyor. Bu da Türkiye’nin diğer alanlarda üyelik müzakerelerine yöneli çabalarıyla örtüşüyor. Son yıllarda ise özellikle enerji altyapı projelerinin çevresel sürdürülebilirliğe olumsuz etkileri raporlara konu oluyor. İklim değişikliği konusu ilk yıllarda konu edilmezken son raporda başlıkta çevrenin yanında yer alıyor.

doc. ArastirmaNotu142

pdf.Araştirma Notu 142

Sonraki sayfa »