Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatı’na uyumu: 15 yılda neredeyiz?

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Avrupa Komisyonu, AB’ye aday ülkelerin katılım yönündeki kaydettiği gelişmelere ilişkin yıllık ilerleme raporları yayınlıyor. 1998- 2012 arasındaki ilerleme raporlarından Türkiye’nin çevre mevzuatını AB çevre mevzuatı ile uyumlaştırmasını izlemek mümkün. İlk yıllardaki raporlar Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre  mevzuatından çok farklı olduğunun tespitini yapıyor ve uyum için uzun vadeli ve stratejik işbirliği öneriyor. 2002’de itibaren çevrede uyuma yönelik reformlar ve uluslararası sözleşmelere katılım artıyor. Bu da Türkiye’nin diğer alanlarda üyelik müzakerelerine yöneli çabalarıyla örtüşüyor. Son yıllarda ise özellikle enerji altyapı projelerinin çevresel sürdürülebilirliğe olumsuz etkileri raporlara konu oluyor. İklim değişikliği konusu ilk yıllarda konu edilmezken son raporda başlıkta çevrenin yanında yer alıyor.

doc. ArastirmaNotu142

pdf.Araştirma Notu 142

Türkiye’de GDO’lar ve Toplumsal Muhalefet

Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

GDO tartışmaları dünyada 30 yıldan fazla bir süredir devam ediyor. GDO’lu ürünlere ülkelerin kültürlerine göre farklılaşan konularda karşı çıkışlar gözlemleniyor. Türkiye,  Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne 1997’de,  Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’ne de 2004’te taraf olmasına rağmen Biyogüvenlik Kanunu’nu ancak 2010 yılında yürürlüğe alabildi. Çevreciler, üreticiler, tüketiciler ve bilim insanlarından oluşan bir koalisyon GDO’ların insan ve çevre sağlığına  risklerini, biyoçeşitliliğe olumsuz etkilerini vurgulayarak GDO’lu ürünlerin ekim ve ithalinin yasaklanması için toplumsal bir muhalefet yürütüyor. Tarım, çevre, sağlık ve biyogüvenlik politikalarının oluşturulmasına müdahil olmaya çalışıyor. Avrupa düzeyinde ve uluslararası ağlarla birlikte hareket ederken döneme özgü farklı eylem biçimleriyle farkındalık yaratıyor, biyogüvenlik hukukunun oluşmasına katkıda bulunuyor ve kamuoyunun GDO’lu ürünlerden duyduğu endişeye dayanarak şirketlerin GDO’lu gıda ithali başvurularının geri çekilmesini sağlıyor.

doc. ArastirmaNotu141

pdf. ArastirmaNotu141

Kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil

Cengiz Aktar ve Barış Gençer Baykan

Yönetici Özeti

Son yıllardaki kalkınma hamlelerinin temelini oluşturan konut, ulaşım ve enerji projeleri çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği gözetmiyor.Enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji kaynakları yerine fosil yakıtlara yatırım yapılıyor; koruma alanları kaldırılıyor; çevresel etki değerlendirme süreçleri es geçiliyor. Kentsel dönüşüm katılımcı bir perspektifle yürütülmediği için konut ve barınma hakkı ihlallerine yol açabiliyor. Çevre  koruma konusundaki kazanımlar törpülenirken, büyük ölçekte çevre tahribatı yaratacak projelerin yargı denetiminden muaf tutulması amaçlanıyor.Tabiat Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasası, 2B Yasası,Nükleer santral, HES’ler için idari altyapı, Yürütmeyi Durdurma ve ÇED Muafiyeti örneklerinde görüleceği üzere kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil.Diğer yandan kalkınmayı engelleyeceği düşüncesiyle iklim değişikliği alanında politika geliştirilmesi de erteleniyor.

Dünyada sınırsız büyümeye olan kör inancın akıbeti çoktan belli. Ama sistemin her durumda kendini kurtaracağına bel bağlamış olan beşerî kibir, farkındalık ve bilinci sürekli erteliyor Türkiye’de kalkınma, tüketim üzerine kurulu sınırsız, fütursuz ve köhnemiş bir ekonomik model üzerine inşa ediliyor. Bu, Türkiye’nin doğal, kültürel ve kentsel mirası için felâket demek.  Danışsız, düzensiz, denetsiz, insansız ve doğasız bir inşaat furyasıyla karşı karşıyayız.  Terazinin bir kefesinde birbirini besleyen enerji, inşaat ve rant diğer kefesinde doğa, insan, kent ve medeniyet var. Son yıllarda gündeme gelen ve doğal varlıkların sermayeye dönüşütürülmesini hızlandıran projeler çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği dikkate almıyor. Nükleer santraller, termik santraller, hidroelektrik santraller, 3. Havaalanı, 2. İstanbul şehri, Kanal İstanbul, Taksim Projesi, 3. Köprü, Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayacak en uzun tünel OVİT bunlardan bir kaçı. Bu araştırma notunda doğal varlıkları, kültürel ve kentsel mirası tehlikeye atan kalkınma politikasının araçlarında gelinen noktayı ele alacağız.

doc. AraştirmaNotu 138

pdf. ArastirmaNotu 138

 

 

 

 

 

Euro-legislators’ perspective on Turkey: Easier said than done…

Stefano Braghiroli

Abstract

This paper examines the way in which the Members of the European Parliament (MEPs) frame Turkey and how it affects their voting stance towards Ankara in the parliamentary debates. Recent studies (Baldwin 2005; Braghiroli 2012; Canan-Sokullu 2011) have demonstrated that the “Turkey discourse” and the issue of Turkish European Union (EU) membership produce a very divisive impact on the voting dynamics and voting alignments in the European Parliament (EP). Given its national and political significance, the issue has a high divisive potential that might sensibly affect MEPs’ individual behaviour.

The parliamentary positions on Ankara’s European ambitions range from enthusiastic support to open Turkophobia. What is even more striking is the wide variety of individual positions generally identifiable within the same political/ideological area. The same might be said with respect to the impact of MEPs’ nationality and domestic traditions. In this respect, the “Turkey discourse” emerges as a cross-cleavage and at the same time highly salient issue. To what extent are MEPs’ different perceptions and representations of Turkey reflected in the way they vote when Turkey is at stake in the EP? And, what is the impact of this state of things on groups’ internal cohesion?

In this paper we will try to address these questions. Therefore, we will first present how MEPs look at Turkey and how they vote when Turkey-related votes are at stake. We will then cross these two dimensions to assess the level of match between legislators’ feelings and actual voting behaviour at the individual level. Two different sources of data will be used in the analysis. In order to capture MEPs’ perceptions of Turkey elite survey data will be used, while MEPs’ voting behaviour will be assessed in the light of their expressed votes. This will allow us to assess MEPs’ liberté de manœuvre vis-à-vis their respective political group (and national delegation) and the identification of pragmatic or idealistic/identitarian behavioural styles affecting their voting decisions.

pdf. WorkingPaper#008

İSTİHDAMDA DEZAVANTAJLI GRUPLARIN İŞGÜCÜNE KATILIMINI ARTIRMAK

Prof. Dr. Seyfettin Gürsel ve Yrd. Doç. Dr. Gökçe Uysal

Yönetici Özeti

Executive Summary

İstihdamda Dezavantajlı Grupların İşgücüne Katılımını Artırmak

 

Çalışan Kadın Sayısı Artıyor

Yrd. Doc. Dr. Gökçe Uysal

Yönetici Özeti

Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilintili çeşitli uluslar arası karşılaştırmalarda Türkiye’nin en sonlarda yer almasına sebep olan kadın işgücüne katılımının düşüklüğü Türkiye için önemli bir politika alanı oluşturmaktadır. Bu bağlamda gerek akademisyenler, gerek düşünce kuruluşları, gerek politika yapıcılar kadınların işgücü piyasasındaki durumlarını yakından takip etmektedir. TÜİK tarafından açıklanan ve Betam tarafından mevsim etkilerinden arındırılan veriler genç nüfusa sahip Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına katılma oranlarının arttığını ve katılmayanlar arasında ev kadını oranının düştüğünü göstermektedir. İşgücüne katılımdaki bu yavaş ama istikrarlı artış Türkiye’yi hala diğer ülkelere kıyasla geride bırakmaktadır. Kadınların ekonomik hayata katılımının önündeki engellerin kaldırılması için eğitim, kadın istihdamı teşvikleri, kreş yardımı, babalık izni gibi bileşenler içeren bütüncül politikaların geliştirilmesi önem arz etmektedir.

doc. ArastirmaNotu 137

pdf. ArastirmaNotu 137

 

Türkiye’nin Üç Bölgesinde GDO Farkındalığı

Barış Gençer Baykan ve Burcu Ertunç

İnsan ve çevre sağlığına etkileri açısından tüm dünyada tartışmalar yaratan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO’lar ), bir süredir Türkiye’nin gündeminde. Ocak-Şubat 2012’de yaptığımız araştırmaya katılanların yüzde 73’ü GDO kavramını duyduğunu belirtirken yüzde 27’si ise hiç duymamış. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da GDO kavramını duyanların oranı yüzde 56, Karadeniz’de ise yüzde 79. Batı’da, İzmir’de bu oran yüzde 89’a çıkıyor. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da GDO kavramını duydum diyenlerin yüzde 88’i GDO’ları doğru olarak tarım ürünleri ve tarımsal gıdalar alanıyla ilişkilendirirken İzmir’de bu oran yüzde 99.

doc.ArastırmaNotu 136

pdf.ArastırmaNotu 136

Kürtaj Konusunda Türk ve Avrupa Kamuoyu 1990-2011

Yılmaz Esmer 

Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, 24 Mayıs tarihinde Uluslararası Parlamenterler Konferansı’nda yaptığı konuşmada “kürtaj cinayettir” diyerek, bu konuda hararetli bir tartışma başlattı.  Aslında Batılı ülkeler de kürtaj tartışmalarına yabancı değil.  Özellikle Katolik toplumlar için kürtaj, hem dini, hem siyasal boyutları olan hassas bir konu.  A.B.D. Yüksek Mahkemesi, 1973 yılında verdiği kararla (Roe vs Wade) belli koşullarda kürtajı anayasal bir hak olarak görmesine rağmen, çocuk aldırma bugün bile Amerikan siyasetini bölen konulardan biri.  Üstelik tartışmalar Amerika’da zaman zaman şiddet de içermiş ve bazı kürtaj klinikleri saldırıya uğramıştı.

doc. ArastirmaNotu133

pdf. ArastirmaNotu133

İnsanın çevre hakkından Doğa’nın haklarına: Ekolojik Anayasa

Barış Gençer Baykan

1970’li yıllardan itibaren çevre korumaya ve sağlıklı bir çevrede yaşamaya dair hükümler anayasalarda yer almaya başladı. Son yıllarda ise doğanın bir hak öznesi olarak anayasalarda yer alması tartışılıyor. Bolivya ve Ekvador doğanın yasal haklarını tanıyan başlıca ülkeler. Türkiye’de yeni anayasasının sivil, demokratik ve özgürlükçü olmasının yanısıra ekolojik olması gerektiğini ve doğanın vazgeçilmez, devredilmez haklarının anayasal güvence altına alınmasını savunuluyor. Ekolojik Anayasa talepleri,doğal kaynakların doğal varlıklar olarak tanımlanması; doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsenmesi; yurttaşların merkezi ve yerel idari tasarruflara etkin katılımınının sağlanması konusunda bir kaldıraç rolü oynayabilir.

doc.ArastirmaNotu132

pdf.ArastirmaNotu132

ÇALIŞMAK HAYAT KURTARIR

Gökçe Uysal, Hande Paker

Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen çalışmalara karşın kadına karşı şiddet yok edilememiştir. Kadına karşı şiddet üzerine yapılan araştırmalarda, kadının şiddetle ilgili algısı ve tutumu önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Bu araştırma notunda kadınların şiddeti meşru görme durumları ile çalışma durumları arasındaki ilişki incelenemektedir. Kadınların kendi eğitim seviyeleri, eşlerinin eğitim seviyeleri, yaşadıkları bölge gibi faktörler dikkate alındığında bile çalışan kadınların fiziksel şiddeti meşru görme ihtimallerinin daha düşük olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle, kadının çalışıyor olması kendi hayatındaki olası istismarlara karşı durabilmesi açısından önemlidir. Kadınların şiddet algısı ve çalışmaları arasındaki ilişki, kadın işgücüne katılımının ve istihdamının teşvik edilmesinin kadına karşı şiddetin önlenmesinde de önemli bir bileşen olduğunu ortaya koymaktadır.

pdf. ArastirmaNotu129

doc. ArastirmaNotu129

« Önceki sayfaSonraki sayfa »