15-19 YAŞ ARASINDAKİ 850 BİN GENÇ NE İŞGÜCÜNDE NE EĞİTİMDE

Gökçe Uysal ve Selin Köksal

2014 ve 2015 Hanehalkı İşgücü Anketi verileri kullanılarak hazırlanan bu araştırma notunda Türkiye’de 15-19 yaş aralığındaki gençlerin eğitim durumları değerlendirilmiştir. Buna göre 2015 yılında yaklaşık  üç gençten biri başka bir deyişle 2 milyon 43 bin genç eğitime devam etmemektedir. Okula devam etmeyen gençlerin yaklaşık yüzde 71,4’ü en fazla ilköğretim mezunudur. Eğitim hayatını bırakmış gençlerin azımsanmayacak bir kısmı işgücü piyasasına da girmemektedir. 850 binden fazla genç ise ne eğitimine devam etmektedir ne de işgücü piyasasındadır. Ne eğitimde ne de işgücünde olan gençlerin yüzde 72’sini kadınlar oluşturmaktadır.

doc. ArastirmaNotu212

pdf. ArastirmaNotu212

 

BÖLGESEL İŞSİZLİKTE EN KÖTÜLER VE EN İYİLER

Seyfettin Gürsel ve Selin Köksal

2015’ten 2016’ya Türkiye oldukça yüksek bir işsizlik artışına maruz kaldı. Genel işsizlik oranı yüzde 10,3’ten 10,9’a tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 12,4’ten 13’e yükseldi. Ancak bu yükseliş bölgelir çok farklı etkilemiştir. 26 bölgenin (Düzey2) 17’sinde işsizlik artarken 9’unda  azalmıştır. Sonuçta işsizlik düzeylerindeki var olan devasa ayrışma daha da derinleşmiştir. Bölgeler tarım dışı işsizlik oranları itibariyle karşılaştırıldığında yüzde 7,2 ile en düşük işsizlik oranına sahip Manisa-Afyonkarahisar-Kütahya-Uşak  bölgesi ile yüzde 30,1 işsizlik oranıa sahip Mardin-Batman-Şırnak-Siirt bölgesi) arasında adeta uçurum vardır.

Tarım dışı işsizlik oranını da dikkate alan daha kapsamlı bir değerelendirme yapıldığında Mardin bölygesi uzak ara en kötü bölge olarak öne çıkmaktatır. Üstelik bu bölge işsizlik artışı itibariyle de üçüncü sıradadır. En kötü durumdaki bölgeler sıralamasında Şanlıurfa-Diyarbakır bölgesi Mardin bölgesini takip etmektedir. Bu bölgede işsizilk oranı (yüzde 23,2) çok yüksek istihdam oranı ise (yüzde 27,9) çok düşüktür. Ayrıca işsizlikte sınırlı da olsa artmıştır.

Kapsamlı değerlendirme de en iyi bölgeler grubunda Tekirdağ-Edirne-Kırklareli (Trakya) bölgesi öne çıkmaktadır. Bu bölge bir yandan oldukça düşük işsizlik oranına (yüzde 8,8) diğer yandan da en yüksek istihdam oranına (yüzde 48,9) sahiptir. Kusuru çok az da olsa (0,1 puan) işsizlik oranının artmış olmasıdır. Bununla birlikte bu artış güçlü işgücü ve istihdam artışlarının yaşandığı bir bağlamda gerçekleşmiştir.

doc. ArastirmaNotu211

pdf. ArastirmaNotu211

 

7 MİLYON 200 BİN ÇOCUK MADDİ YOKSUNLUK İÇİNDE YAŞIYOR

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve Selin Köksal

Avrupa Birliği’nin yoksunluk tanımına göre 2015 yılında Türkiye’de yaklaşık her üç çocuktan biri, başka bir deyişle 7 milyon 210 bin çocuk şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşamaktadır. Avrupa’nın geneli ile karşılaştırıldığında, Türkiye hem daha düşük kişi başı gelire sahip ülkelerin hem de ekonomik krizden şiddetli olarak etkilenmiş ülkelerin hala gerisindedir. Çocuklar arasındaki şiddetli maddi yoksunluk sorunu, batı bölgelerinden doğu bölgelerine doğru gidildikçe daha endişe verici bir hal almaktadır. Güney Doğu Anadolu bölgesinde ikamet eden çocukların yarısından fazlası şiddetli maddi yoksunluk içindedir. 2014 yılından 2015 yılına şiddetli maddi yoksunluk çeken çocukların oranında çok az bir artış görülmekle beraber Batı Marmara, Ege, Akdeniz, Orta Anadolu, Batı Karadeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgelerindeki çocukların yoksunluk oranlarında artışlar göze çarpmaktadır. Bu artışların özellikle ısınma ve beslenme ihtiyaçlarını giderememe ve beklenmeyen harcamaları karşılayamamaktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu süre zarfında İstanbul, Batı Anadolu, Doğu Marmara, Kuzeydoğu ve Orta Doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan çocukların yoksunluklarında azalma kaydedilmiştir. Bu düzelmeler yine ısınma ihtiyacını giderememe ile kira ve faturaları ödeyememe kalemlerinde gerçekleşmiştir. Genel olarak Türkiye’nin çocuk yoksunluğu ile mücadelede tüm bölgeleri kapsayıcı şekilde etkin bir yol izleyemediği görülmektedir.

doc. ArastirmaNotu209

pdf. ArastirmaNotu209

 

Türkiye’de Tütün Piyasası: 1961-2015

Seyfettin Gürsel, Ozan Bakış ve Mine Durmaz

2013 yılı verilerine göre tütün 128 ülkede 7,4 milyon üretimi yapılan bir bitkidir. Türkiye 2013 yılındaki yaklaşık 90 bin tonluk toplam tütün üretimi ile üretici ülkeler arasında 10. Sırada yer alırken, oryantal tip tütün üretiminde Dünya lideri konumundadır. Tütün piyasası cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarından itibaren devletin tekelinde olmuş ve belli dönemlerdeki mevzuat düzenlemeleriyle tütün piyasası regüle edilmiş ve 2002 yılında devlet destekli alımlar sonlandırılarak 2008 yılında da Tekel özelleştirilmiştir. Bu değişiklikler ve uygulanan politikalar tütün üretimini doğrudan etkilemiştir.

 
Bu araştırma notunda uzun dönemde (1961-2015) Türkiye’deki tütün piyasasındaki gelişmeleri üretim, ekilen alan ve verimlilik açısından sistemde meydana gelen değişikliklerle ilişkilendirerek analiz ediyoruz. 1961-1973 yılları arasında tütün üretimi yatay bir seyir izlerken, 1974-1986 ekonomik konjektüre bağlı olarak Tekel’in alım fiyatlarını düşürmesi üretimin azalmasına, 1987-1993 döneminde Tekel’in yüksek alım fiyat politikası üretimin tekrardan artmasına, 1993 yılında Tekel’in doğrudan gelir ödemeli kotalı alım politikası üretimin görece olarak azalmasına, 2002 yılında destekleme alımlarının ve 2008 yılında Tekel’in özelleştirilmesiyle ortaya çıkan yeni sistem tütün üretiminin iyice azalmasına neden olmuştur. 2011 yılından itibaren ise üreticilerin sisteme uyum sağlamaları ile tütün üretimi tekrardan artış eğilimi göstermeye başlamış. 2008 yılından itibaren özel sektörün ihracat içinde payı arttıkça tütünün ihracat birim fiyatı da yükselmiştir.

pdf. ArastirmaNotu207

REİSİ KADIN OLAN HANELERDE YOKSUNLUK ARTIYOR

Gökçe Uysal ve Selin Köksal

Gerek toplumsal cinsiyet eşitliği gerekse gelecek nesillerin fırsat eşitliği açısından aile reisi kadın olan hanelerin durumu hem akademik araştırmaların hem de politika yapıcıların üzerinde durduğu bir konudur. 2015 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Anketi verilerine göre aile reisinin kadın olduğu hanelerde maddi yoksunluk yaygınlaşmaktadır. Reisi kadın olan haneler arasında maddi yoksunluk çekenlerin oranı 2014 yılında yüzde 31’den 2015 yılında yüzde 37,9’a yükselmiştir. Bu süre zarfında beklenmedik harcamalarını karşılayamayan hanelerin oranı yüzde 45,6’ya, protein ihtiyacını gideremeyen hanelerin oranı yüzde 45,9’a yükselmiştir. Yaşadığı yeri yeterince ısıtamadığını belirten hanelerin oranı ise yüzde 20,6’dan yüzde 26,9’a çıkmıştır. Maddi yoksunluk oranlarındaki bu şiddetli kötüleşme reisin kadın olduğu hanelerin özel politikalara ihtiyaç duyduğuna işaret etmektedir. Bu politikaların tasarımında kadınların işgücü piyasası bağlılıklarının zayıflatılmamasına dikkat edilmesi elzemdir.

doc. ArastirmaNotu206

pdf. ArastirmaNotu206

 

KAPSAYICI BÜYÜMENİN KARŞILIĞI: DÜŞEN HANEHALKI TASARRUF ORANI

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve  Melike Kökkızıl

Hane Halkı Bütçe Anketleri (HBA) verilerinde Türkiye’de hane halkı tasarruflarının 2003-2014 döneminde yüzde 13,7’den yüzde 6,8’e düştüğü ve bu düşüşün neredeyse tüm gelir dilimlerinde gerçekleştiği görülmektedir. Hane halkı tasarruflarındaki gerilemeler esasen dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcamalardaki artıştan kaynaklanmaktadır. Veriler dayanıklı tüketimin hane gelirindeki ortalama payının 2005 yılında yüzde 10,8 iken 2014’te yüzde 14,6’ya yükseldiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ikinci el otomobil ve mobilya harcamalarında önemli artışlar gözlemlenmektedir. İkinci el otomobilin dayanıklı tüketim harcamasının içerisindeki payı 2005’te yüzde 6,6 iken 2014’te yüzde 38,4’e çıkmıştır. Genel olarak bu tüketim mallarındaki harcama artışının her bir hanenin yaptığı harcamanın artmasından ziyade daha çok sayıda hanenin bu harcamaları yapabilir hale gelmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durum kapsayıcı büyümenin bir göstergesi olmakla birlikte gelir artışına rağmen tasarruflardaki düşüşün de bir nedenidir. Kapsayıcı büyümenin bir göstergesi olması açısından dayanıklı tüketim mallarının yaygınlaşması sevindirici olmakla birlikte kronik olarak cari açık veren bir ekonomisi olan Türkiye’nin hane halkı tasarruflarının düşmüş olması endişe vericidir.

doc. ArastirmaNotu204

pdf. ArastirmaNotu204

ESKİ VE YENİ GSYH SERİLERİ ARASINDAKİ FARKLAR VE NEDENLERİ

Ozan Bakış

Türkiye İstatistik Kurumu SNA-2008 ve ESA-2010’a uyum kapsamında gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarının sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. TÜİK ulusal hesaplar sistemini tamamen değiştirdiği ve eski seriler ile yeni seriler arasında tanım, seviye ve oran farkları olduğu için neyin neden değiştiğini anlamak için detaylı bir analize ihtiyaç duyulmaktadır. Vardığımız ilk bulgular şöyle özetlenebilir:

  1. Eski milli gelir serileri ile kıyaslandığında yeni serilerdeki en büyük fark genelde yatırım harcamalarında, özelde inşaat yatırımlarında ortaya çıkmaktadır. 2015 yılı itibariyle yeni serilerdeki yatırım harcamaları cari fiyatlarla yaklaşık 300 milyar TL daha yüksek olup bunun yaklaşık 250 milyar TL’lik kısmı inşaat yatırımlarının daha yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
  2. Daha önce veri kalitesinin yetersizliğinden dolayı katma değeri eksik ölçülen iktisadi faaliyet alanları (NACE Rev.2 sınıflamasına göre) en başta inşaat sektörü olmak üzere, imalat sanayi, ve kısmen bazı hizmet sektörleridir.
  3. İdari kayıt kullanımı şüphesiz veri kalitesini ve devamlılığını artırmada ileriye yönelik büyük bir adımdır. Gelişmiş dünya örneklerinin de izlediği yol budur. Bununla beraber, GİB ve SGK gibi kurumlardan elde edilen idari kayıtların özellikle KOBİ’lerde firmaların gerçek durumunu yansıtmayabileceği endişesi mevcuttur.

doc. arastirmanotu203

pdf. arastirmanotu203

ÇOCUKLARA KİM BAKIYOR? KADIN İŞGÜCÜNE KATILIMI VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Hande Paker ve Gökçe Uysal

Bu araştırma notunda çocuk bakımıyla ilgili çeşitli görevlerin anne ve baba arasında nasıl paylaşıldığına odaklanılmaktadır. Çocuk bakımı görevlerinin dağılımı kadının işgücüne katılımıyla ilişkisi çerçevesinde ele alınmaktadır. Veriler Türkiye’de çocuk bakımının büyük ölçüde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile belirlendiğini göstermektedir. Çocuk bakımı görevlerinin paylaşımı sadece kadınlar açısından çarpıcı bir biçimde adaletsiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda çocukları gelişimlerinde babaların yapacağı katkıdan mahrum bırakmaktadır. İşgücünde olan kadınların bile yarısı çocuğun altını her zaman kendi değiştirdiğini söylemektedir. Genellikle kendisinin yaptığını söyleyen kadınlar da dâhil edildiğinde işgücünde olan kadınların yüzde 80’i alt değiştirme görevini ağırlıklı olarak yüklenmektedir. Çocuğa yemek yedirme ve hazırlama görevinin paylaşımında alt değiştirme paylaşımına benzer sonuçlar görülmektedir. Çocukların yaşı büyüdükçe ve çocuklarla ilgili bakım görevleri değiştikçe bu görevlerin eşler arasında eşit şekilde paylaşıldığını söyleyen kadınların oranı artmaktadır. Ancak çocuk bakımı görevlerinin en eşit paylaşıldığı durumda bile eşit paylaşanların oranının yüzde 40’ın altında kaldığı görülmektedir.

doc. arastirmanotu202

pdf. arastirmanotu202

 

VERİMSİZLİK TUZAĞININ SEKTÖREL KAYNAKLARI

Seyfettin Gürsel, Ozan Bakış ve Selin Köksal

Orta gelir tuzağı sorunsalı bağlamında kişi başı GSYH’daki değişimi emek verimliliği, istihdam oranı ve çalışabilir nüfusun oranı bileşenlerine ayrıştırarak ekonomik büyümenin düzeyinin ve niteliğinin 2005(4)-2016(2) döneminde nasıl farklılaştığını belirli aralıklarla yayınladığımız araştırma notlarıyla takip ettik. Konuyla ilgili son notumuzda son dört buçuk yılda Türkiye’nin hem düşük tempoda büyüdüğünü hem de büyümeyi destekleyen emek verimliliği artışının kişi başı GSYH’a çok sınırlı bir katkı yaptığını vurgulamıştık. Düşük büyümenin özel yatırımlarda gözlemlenen durağanlığın yanı sıra emek verimliliğinde gözlemlenen durağanlıktan da önemli ölçüde kaynaklandığına şüphe yok.

Bu araştırma notunda emek verimliliğindeki büyük değişimin dört sektörel kaynaklarına (tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat) odaklanıyoruz. İncelenen dönemde sektörel emek verimliliği (sektörün reel katma değeri/çalışan sayısı) çeyrekler itibariyle dört çeyreklik hareketli ortalamalar şeklinde izlendiğinde başlıca bulgular şu şekilde özetlenebilir:

  • Yüksek büyüme-Yüksek verimlilik artışı şeklinde tanımladığımız 2005(1)-2008(1) döneminde tüm sektörlerde yüksek emek verimlilik artışları söz konusudur. En yüksek artış sanayi sektöründe gerçekleşmiştir.
  • Krizden güçlü çıkış dönemi (2009(2)-2011(2) büyümeye yüksek istihdam artışının önemli katkı yaptığı, aynı zamanda emek verimliğinin de artmaya devam ettiği bir dönem olmuştur. Ancak verimlilik artışı sanayi ve hizmetler sektörüyle sınırlı kalmış, özellikle inşaat sektöründe verimlilik hızla azalmıştır.
  • Bozulan makroekonomik dengelerin bastırmasıyla tasarlanan “dengeli büyümeye” geçiş (2011(3)-2013(2) döneminde GSYH artışı planlanandan (yüzde 4-5) daha düşük düzeyde kalırken emek verimliliğinin kişi başı gelir artışına katkısında ilk kez azalma ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz gelişme büyük ölçüde inşaat ve hizmet sektörlerindeki verimlilik düşüşlerinden kaynaklanırken, sanayi sektöründe emek verimlilik artışının çok sınırlı kalması dikkat çekicidir.
  • Son dönemde (2013(3)-2016(2)) toplam emek verimliliğinde çok sınırlı da olsa bir artış gerçekleşmiştir. Ancak bu artış çok büyük ölçüde sanayide gözlemlenen yüksek emek verimliliği artışından kaynaklanmış, tarım verimliliğinde gözlemlenen sınırlı verimlilik artışı da toplam verimliliğe az da olsa katkı yapmıştır. Buna karşılık hizmetlerde ve inşaat emek verimliliğinde gerileme devam etmiştir.

doc. ArastirmaNotu201

pdf. ArastirmaNotu201

 

TASARRUF DÜŞÜŞÜNÜN GELİR GRUPLARINA GÖRE GÖRÜNÜMÜ

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve  Melike Kökkızıl

Hanehalkı Bütçe Anketi verilerini kullanarak yaptığımız araştırmada 2003-2014 yılları arasında hane halkı tasarruflarında gözlemlenen düşüşün dayanıklı tüketim mallarına kayan harcamalardan kaynakladığını göstermiştik. Bu araştırma notunda ise hanehalkı tasarruflarının seyrini yüzde 20’lik gelir grupları için tekrarlıyoruz. Veriler tüm gelir gruplarındaki hanelerin tasarruflarının 2008-2009 yıllarına kadar gerilediği, daha sonra bir miktar toparlandığına işaret etmektedir.  Gelirle harcamalar arasındaki farka dayanarak hesaplanan dar tanımlı hanehalkı tasarruflarının en üst iki gelir grubu hariç tüm  gelir gruplarında tasarrufların negatif olduğu görülmektedir. Pozitif tasarruf yapan hanelerin oranında önce düşüş sonra artış gözlemlenmesine karşın dönem başındaki oranlara en yüksek gelir grubu hariç ulaşılamamıştır. Dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamanın tasarruf olarak değerlendirildiği daha geniş tanıma göre ise en yüksek gelir grubu hariç tüm gelir gruplarında tasarruf oranlarında artış gözlemlenmektedir. Bu bulgulara dayanarak en yüksek gelir grubu hariç tüm gelir gruplarında tasarrufların dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamalara kaydığını söylemek mümkündür.

docArastirmaNotu200

pdf. ArastirmaNotu200

 

Sonraki sayfa »