KAPSAYICI BÜYÜMENİN KARŞILIĞI: DÜŞEN HANEHALKI TASARRUF ORANI

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve  Melike Kökkızıl

Hane Halkı Bütçe Anketleri (HBA) verilerinde Türkiye’de hane halkı tasarruflarının 2003-2014 döneminde yüzde 13,7’den yüzde 6,8’e düştüğü ve bu düşüşün neredeyse tüm gelir dilimlerinde gerçekleştiği görülmektedir. Hane halkı tasarruflarındaki gerilemeler esasen dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcamalardaki artıştan kaynaklanmaktadır. Veriler dayanıklı tüketimin hane gelirindeki ortalama payının 2005 yılında yüzde 10,8 iken 2014’te yüzde 14,6’ya yükseldiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ikinci el otomobil ve mobilya harcamalarında önemli artışlar gözlemlenmektedir. İkinci el otomobilin dayanıklı tüketim harcamasının içerisindeki payı 2005’te yüzde 6,6 iken 2014’te yüzde 38,4’e çıkmıştır. Genel olarak bu tüketim mallarındaki harcama artışının her bir hanenin yaptığı harcamanın artmasından ziyade daha çok sayıda hanenin bu harcamaları yapabilir hale gelmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durum kapsayıcı büyümenin bir göstergesi olmakla birlikte gelir artışına rağmen tasarruflardaki düşüşün de bir nedenidir. Kapsayıcı büyümenin bir göstergesi olması açısından dayanıklı tüketim mallarının yaygınlaşması sevindirici olmakla birlikte kronik olarak cari açık veren bir ekonomisi olan Türkiye’nin hane halkı tasarruflarının düşmüş olması endişe vericidir.

doc. ArastirmaNotu204

pdf. ArastirmaNotu204

ESKİ VE YENİ GSYH SERİLERİ ARASINDAKİ FARKLAR VE NEDENLERİ

Ozan Bakış

Türkiye İstatistik Kurumu SNA-2008 ve ESA-2010’a uyum kapsamında gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarının sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. TÜİK ulusal hesaplar sistemini tamamen değiştirdiği ve eski seriler ile yeni seriler arasında tanım, seviye ve oran farkları olduğu için neyin neden değiştiğini anlamak için detaylı bir analize ihtiyaç duyulmaktadır. Vardığımız ilk bulgular şöyle özetlenebilir:

  1. Eski milli gelir serileri ile kıyaslandığında yeni serilerdeki en büyük fark genelde yatırım harcamalarında, özelde inşaat yatırımlarında ortaya çıkmaktadır. 2015 yılı itibariyle yeni serilerdeki yatırım harcamaları cari fiyatlarla yaklaşık 300 milyar TL daha yüksek olup bunun yaklaşık 250 milyar TL’lik kısmı inşaat yatırımlarının daha yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
  2. Daha önce veri kalitesinin yetersizliğinden dolayı katma değeri eksik ölçülen iktisadi faaliyet alanları (NACE Rev.2 sınıflamasına göre) en başta inşaat sektörü olmak üzere, imalat sanayi, ve kısmen bazı hizmet sektörleridir.
  3. İdari kayıt kullanımı şüphesiz veri kalitesini ve devamlılığını artırmada ileriye yönelik büyük bir adımdır. Gelişmiş dünya örneklerinin de izlediği yol budur. Bununla beraber, GİB ve SGK gibi kurumlardan elde edilen idari kayıtların özellikle KOBİ’lerde firmaların gerçek durumunu yansıtmayabileceği endişesi mevcuttur.

doc. arastirmanotu203

pdf. arastirmanotu203

ÇOCUKLARA KİM BAKIYOR? KADIN İŞGÜCÜNE KATILIMI VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Hande Paker ve Gökçe Uysal

Bu araştırma notunda çocuk bakımıyla ilgili çeşitli görevlerin anne ve baba arasında nasıl paylaşıldığına odaklanılmaktadır. Çocuk bakımı görevlerinin dağılımı kadının işgücüne katılımıyla ilişkisi çerçevesinde ele alınmaktadır. Veriler Türkiye’de çocuk bakımının büyük ölçüde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile belirlendiğini göstermektedir. Çocuk bakımı görevlerinin paylaşımı sadece kadınlar açısından çarpıcı bir biçimde adaletsiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda çocukları gelişimlerinde babaların yapacağı katkıdan mahrum bırakmaktadır. İşgücünde olan kadınların bile yarısı çocuğun altını her zaman kendi değiştirdiğini söylemektedir. Genellikle kendisinin yaptığını söyleyen kadınlar da dâhil edildiğinde işgücünde olan kadınların yüzde 80’i alt değiştirme görevini ağırlıklı olarak yüklenmektedir. Çocuğa yemek yedirme ve hazırlama görevinin paylaşımında alt değiştirme paylaşımına benzer sonuçlar görülmektedir. Çocukların yaşı büyüdükçe ve çocuklarla ilgili bakım görevleri değiştikçe bu görevlerin eşler arasında eşit şekilde paylaşıldığını söyleyen kadınların oranı artmaktadır. Ancak çocuk bakımı görevlerinin en eşit paylaşıldığı durumda bile eşit paylaşanların oranının yüzde 40’ın altında kaldığı görülmektedir.

doc. arastirmanotu202

pdf. arastirmanotu202

 

VERİMSİZLİK TUZAĞININ SEKTÖREL KAYNAKLARI

Seyfettin Gürsel, Ozan Bakış ve Selin Köksal

Orta gelir tuzağı sorunsalı bağlamında kişi başı GSYH’daki değişimi emek verimliliği, istihdam oranı ve çalışabilir nüfusun oranı bileşenlerine ayrıştırarak ekonomik büyümenin düzeyinin ve niteliğinin 2005(4)-2016(2) döneminde nasıl farklılaştığını belirli aralıklarla yayınladığımız araştırma notlarıyla takip ettik. Konuyla ilgili son notumuzda son dört buçuk yılda Türkiye’nin hem düşük tempoda büyüdüğünü hem de büyümeyi destekleyen emek verimliliği artışının kişi başı GSYH’a çok sınırlı bir katkı yaptığını vurgulamıştık. Düşük büyümenin özel yatırımlarda gözlemlenen durağanlığın yanı sıra emek verimliliğinde gözlemlenen durağanlıktan da önemli ölçüde kaynaklandığına şüphe yok.

Bu araştırma notunda emek verimliliğindeki büyük değişimin dört sektörel kaynaklarına (tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat) odaklanıyoruz. İncelenen dönemde sektörel emek verimliliği (sektörün reel katma değeri/çalışan sayısı) çeyrekler itibariyle dört çeyreklik hareketli ortalamalar şeklinde izlendiğinde başlıca bulgular şu şekilde özetlenebilir:

  • Yüksek büyüme-Yüksek verimlilik artışı şeklinde tanımladığımız 2005(1)-2008(1) döneminde tüm sektörlerde yüksek emek verimlilik artışları söz konusudur. En yüksek artış sanayi sektöründe gerçekleşmiştir.
  • Krizden güçlü çıkış dönemi (2009(2)-2011(2) büyümeye yüksek istihdam artışının önemli katkı yaptığı, aynı zamanda emek verimliğinin de artmaya devam ettiği bir dönem olmuştur. Ancak verimlilik artışı sanayi ve hizmetler sektörüyle sınırlı kalmış, özellikle inşaat sektöründe verimlilik hızla azalmıştır.
  • Bozulan makroekonomik dengelerin bastırmasıyla tasarlanan “dengeli büyümeye” geçiş (2011(3)-2013(2) döneminde GSYH artışı planlanandan (yüzde 4-5) daha düşük düzeyde kalırken emek verimliliğinin kişi başı gelir artışına katkısında ilk kez azalma ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz gelişme büyük ölçüde inşaat ve hizmet sektörlerindeki verimlilik düşüşlerinden kaynaklanırken, sanayi sektöründe emek verimlilik artışının çok sınırlı kalması dikkat çekicidir.
  • Son dönemde (2013(3)-2016(2)) toplam emek verimliliğinde çok sınırlı da olsa bir artış gerçekleşmiştir. Ancak bu artış çok büyük ölçüde sanayide gözlemlenen yüksek emek verimliliği artışından kaynaklanmış, tarım verimliliğinde gözlemlenen sınırlı verimlilik artışı da toplam verimliliğe az da olsa katkı yapmıştır. Buna karşılık hizmetlerde ve inşaat emek verimliliğinde gerileme devam etmiştir.

doc. ArastirmaNotu201

pdf. ArastirmaNotu201

 

TASARRUF DÜŞÜŞÜNÜN GELİR GRUPLARINA GÖRE GÖRÜNÜMÜ

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve  Melike Kökkızıl

Hanehalkı Bütçe Anketi verilerini kullanarak yaptığımız araştırmada 2003-2014 yılları arasında hane halkı tasarruflarında gözlemlenen düşüşün dayanıklı tüketim mallarına kayan harcamalardan kaynakladığını göstermiştik. Bu araştırma notunda ise hanehalkı tasarruflarının seyrini yüzde 20’lik gelir grupları için tekrarlıyoruz. Veriler tüm gelir gruplarındaki hanelerin tasarruflarının 2008-2009 yıllarına kadar gerilediği, daha sonra bir miktar toparlandığına işaret etmektedir.  Gelirle harcamalar arasındaki farka dayanarak hesaplanan dar tanımlı hanehalkı tasarruflarının en üst iki gelir grubu hariç tüm  gelir gruplarında tasarrufların negatif olduğu görülmektedir. Pozitif tasarruf yapan hanelerin oranında önce düşüş sonra artış gözlemlenmesine karşın dönem başındaki oranlara en yüksek gelir grubu hariç ulaşılamamıştır. Dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamanın tasarruf olarak değerlendirildiği daha geniş tanıma göre ise en yüksek gelir grubu hariç tüm gelir gruplarında tasarruf oranlarında artış gözlemlenmektedir. Bu bulgulara dayanarak en yüksek gelir grubu hariç tüm gelir gruplarında tasarrufların dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamalara kaydığını söylemek mümkündür.

docArastirmaNotu200

pdf. ArastirmaNotu200

 

ORTA GELİR TUZAĞI SORUNU HASSASİYETİNİ KORUYOR

Seyfettin Gürsel, Ozan Bakış ve Selin Köksal

Türkiye ekonomisi Küresel Kriz öncesinde (2002-2008), yüksek büyüme hızlarına dolayısıyla yüksek kişi başı gelir artışlarına emek verimliliğinin yüksek oranda artması uzak ara en büyük katkıyı yaptı. Yüksek büyüme oranlarına bu dönemde Türk Lirası’nın Dolar karşısında büyük ölçüde değerlenmesi de eklenince, kişi başına gelir artışı Dolar cinsinden büyük sıçrama gösterdi. GSYH’ın azaldığı (negatif büyüme) küresel kriz dönemini bir yana bırakırsak krizden güçlü çıkış yıllarını oluşturan 2010-2011 döneminde yüksek kişi başı gelir artışına istihdam oranı ile emek verimliliğinin aşağı yukarı eşit katkı yaptığı görülüyor. Buna karşılık, derinleşen makroekonomik dengesizlikleri gidermek amacıyla  2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanan “dengeli büyüme” politikaları sonucu büyüme oranlarının önemli ölçüde düşerek yüzde 2 ile 4 arasına gerilediğini, bu düşüşe paralel olarak, kişi başına gelir artışlarının da çok düşük düzeylere indiğini biliyoruz. Bu dönemde kişi başı gelir artışlarında emek verimliliğinin katkısının oldukça değişken bir seyir izlediği, önce azaltıcı etki yaptığı, ardından toparlanarak sınırlı ölçüde artırıcı katkı yaptığını gözlemliyoruz. Son dört yılda, toplam emek verimliliği artışlarının çok düşük kaldığı, bu nedenle kişi başına gelir artışlarının da düşük seyrettiğini vurgulamak istiyoruz.

doc. arastirmanotu198

pdf. arastirmanotu198

 

 

GELİR ARTIŞINA RAĞMEN HANEHALKI TASARRUFLARI NEDEN AZALDI?

Seyfettin Gürsel, Gökçe Uysal ve Melike Kökkızıl

Bu çalışmada hanehalkı tasarruf oranlarının 2003-2014 dönemindeki değişimi Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) kesit mikro verileri kullanılarak incelenmektedir. 2003 yılında yüzde 13,7 olarak hesapladığımız hanehalkı tasarruf oranı dönem içinde yüzde 5 civarına gerilemiştir. Bu çerçevede dış açığı yüksek düzeyde tutarak yatırımlara kısıt oluşturması bakımından Türkiye ekonomisinin başlıca yapısal sorunları arasında sayılan tasarruf yetersizliğinin büyük ölçüde hanehalkı tasarruflarındaki düşüşten kaynaklandığı söylenebilir. Bu zafiyet, hanelerin kullanılabilir gelirlerinin daha küçük bir kısmını tasarruf etmelerinden kaynaklandığı gibi tasarruf yapabilen hane sayısının azalmasından da kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte tasarruf tanımı genişletildiğinde (uzun dönemli yatırım olarak kabul edilen dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcamalar tasarruf olarak kabul edildiğinde) hanehalkı tasarruflarında azalma görülmemektedir. Bu bakımdan hanehalkı tasarruflarındaki düşüşün esas olarak dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamaların gelir artışlarından çok daha hızlı artmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

doc. arastirmanotu197

pdf. arastirmanotu197

ASGARİ ÜCRET ARTIŞI KAYITDIŞI İSTİHDAMI OLUMSUZ ETKİLİYOR

Ozan Bakış, Seyfettin Gürsel ve Melike Kökkızıl 

Ocak 2016’da yüzde 30 oranında artırılan asgari ücretin değişik türden etkileri halen tartışılan bir konu. Bu yüksek artışın muhtemel etkileri arasında ücretli istihdamın, daha özgün olarak da ücretli çalışanlarda kayıt dışılığın ne yönde ve ne ölçüde etkilediği önemli bir yere sahip. Çeşitli ülkelerle ilgili yapılan çalışmalar genelde asgari ücret artışlarının istihdam üzerinde dikkate değer bir etkisinin görülmediğini öne sürse de, kayıt dışı istihdam üzerinde olumsuz etkinin varlığını ortaya koyuyor. Türkiye bağlamında ise, 2004 yılında gerçekleşen benzer boyuttaki asgari ücret artışını araştıran az sayıdaki çalışma da kayıt dışılık etkisini saptıyor. Asgari ücrete yapılan son zammın etkilerinin kapsamlı ölçüde araştırılması için henüz erken olsa da, asgari ücretli oranı ve kayıt dışılıkta sektörler arasında gözlemlenen büyük farklardan ve yola çıkarak yaptığımız Şubat 2014-2015 dönemi ile Şubat 2015-2016 dönemi karşılaştırması, en son asgari ücret artışının kayıt dışılığı olumsuz etkilemekte olduğuna dair dikkat değer bulgular sergiliyor.

pdf. ArastirmaNotu196

HER ÜÇ GENÇTEN BİRİ EĞİTİMİNE DEVAM ETMİYOR

Gökçe Uysal, Melike Kökkızıl ve Selin Köksal

2013 ve 2014 Hanehalkı İşgücü Anketi verileri kullanılarak hazırlanan bu araştırma notunda Türkiye’de 15-19 yaş aralığındaki gençlerin eğitim durumları değerlendirilmiştir. Buna göre 2014 yılında her üç gençten biri başka bir deyişle 2 milyon 175 bin genç eğitime devam etmemektedir. Okula devam etmeyen gençlerin yaklaşık yüzde 73,6’sı en fazla ilköğretim mezunudur. Eğitim hayatını bırakmış gençlerin azımsanmayacak bir kısmı işgücü piyasasına da girmemektedir. Yaklaşık 900 bin ise ne eğitimine devam etmektedir ne de işgücü piyasasındadır. Ne eğitimde ne de işgücünde olan gençlerin yüzde 73’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Gençlerin beşeri sermayelerine yatırım yapmak, eğitim sisteminin dışında kalan gençleri geri kazanmak ve böylece emek verimliliği arttırmak, Türkiye’nin orta gelir tuzağı sorununu aşması için önem taşımaktadır. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmış olması gençlerin okula kayıt olmalarını sağlasa da okula devam etme sorununa çözüm getirememiştir.

doc. ArastirmaNotu195

pdf. ArastirmaNotu195

YOKSUL İLE ZENGİN ARASINDAKİ ENFLASYON FARKI 8 YILDA 20 PUANI GEÇTİ

Seyfettin Gürsel, Melike Kökkızıl ve Selin Köksal

Yönetici Özeti

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan enflasyon sepeti ağırlıklandırması esasen temsili (ortalama) hane halkının harcamalarının bileşimini yansıtmaktadır. Dolayısıyla tüketici fiyat değişimleri de (TÜFE enflasyonu) bu temsili hane halkının maruz kaldığı enflasyondur. Oysa farklı gelir ve harcama gruplarında yer alan hanelerde tüketim sepetinin mal ve hizmet bileşimi de farklıdır. Bu nedenle enflasyon oranları da zaman içinde az ya da çok farklılaşabilir. Bu araştırma notunda, TÜİK’in Hane halkı Bütçe Anketi’nin (HBA)  tüketim harcamaları bilgileri kullanılarak, 2003 Aralık-2016 Nisan dönemi için en zenginden en yoksula yüzde 20’lik harcama gruplarına ait farklı enflasyon oranları hesaplanmıştır. Buna göre zengin kesimden yoksul kesime gidildikçe enflasyon endeksinin yaklaşık son sekiz yıldır yoksulun aleyhine geliştiği görülmektedir. Bundan önceki notumuzda 2014 sonu itibariyle zengin ile yoksul enflasyonu arasındaki fark yüzde 18,1 iken 2016 Nisan itibariyle fark 3,3 puan daha artarak yüzde 21,4’e yükselmiştir. Yoksullar aleyhine gelişen enflasyon farkı esas olarak konut ve gıda fiyat artışının ortalama enflasyonun üzerinde artmasından kaynaklanmaktadır.

doc.ArastirmaNotu194

pdf.ArastirmaNotu194

Sonraki sayfa »